Milli Ruh Ekseninde "Çanakkale Zaferi"

Site ailesi olarak, Çanakkale Zaferi ve şehitleri anma günü münasebetiyle, Cümle vatan şehitlerini anar.

Milli Ruh Ekseninde GÜNCEL

Site ailesi olarak, Çanakkale Zaferi ve şehitleri anma günü münasebetiyle, Cümle vatan şehitlerini anar. Ruhları şad, mekanları Cennet olsun olsun. 

 

Ayrıca 15 Mart/ Cuma günü Yeni Zellanda ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ki, camilerde meydana gelen saldırılarda Hakkın rahmetine kavuşanlara da,Allah'tan rahmet diliyoruz.

 

18 Mart Çanakkale şehitlerini ve deniz Zaferini anama arefesinde, Yeni Zellanda ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde meydana gelen katliamların, 18 Mart 1915 Çanakkale zaferinde yenilgiye uğradıklarının intikamını almanın bir zulmüdür.

 

18 Mart Çanakkale şehitlerini  ve deniz Zaferini anama arefesinde, Yeni Zellanda ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde meydana gelen katliamların, 18 Mart 1915 Çanakkale zaferinde yenilgiye uğradıklarının intikamını alamak için, Allah'ın evleri olan camilere saldırarak Müslümanları katletmeleri, zalimce bir ahlaksızlık olduğunu unutmamalıyız. 

 

Onun içindir ki, içimizdeki riyakar düşmanlar da, aynı duygu ve düşünce içerisinde intikam almak için, fırsat kolladıkları kaçınılmazdır. 

 

Türk Milleti'ne düşman olanların en büyük silahı, Türk Milletini, tembelliğe alıştırmak, tarımın gelişmesini engellemek ve raf-ürün giriş bedeli şartı ile üretimi engellemeye alıştırmaktır. 

 

 

Türk tarihinde, unutulmamaması gereken büyük bir çoğunluğun bilmediği Avusturalya-Silver şehri, Brokin Hill de yaşanan o, destansı Kahramanlıkdır.

 

Savaş, bir milletin haysiyetini ve varlığını ortaya koyduğu en zor sınavdır. Yalnız silahların konuştuğu sanılan bu sınavda ancak maddi güç, manevi değerlerle beslenip desteklendiği sürece zafere ulaşılır. Savaş gibi bir ölüm kalım muhasebesinde başarı şansı döneminin Milli beraberliği koruyucu ve pekiştirici çalışmalarıyla çok yakından ilgilidir ve mücadele, çok daha önceleri, barış yıllarında kazanılır veya kaybedilir

Tarihin karanlıklarına gömülü çağlardan bu yana binlerce yıllık hayatı boyunca Türk Milleti, her dönemde, sayısız zaferler kazanmasını bilmiştir. Denilebilir ki, zaferin sınırsız zevkiyle olgun maneviyat arasında, hiç bir millet, Türk kadar sıkı bir ilgi kurmayı başaramamıştır. 15 Temmuz Zaferi,"İhanet şebekeleri" ne bir derstir.

Ekonomik gücün eseri askeri zaferlerle ruh dünyasının, Türklerde mevcut bu ahenkli birleşmesine özellikle dikkati çekmek gerekir. Çünkü bu, bizim hangi nedenlerle savaşla dost, zafere dost, zafere tutkun olduğumuzu ve neden ölümsüz millet hüviyetiyle yükseldiğimizi gözler önüne serecek en değerli dillerden birini teşkil eder. 

Zaferde cesaretin ön planda etkisi olduğu bir gerçektir. Ancak bu özelliğin bir toıplumu, millet bütünlüğü halinde başarıdan başarıya koşturmak için yeterli olmadığı da bir gerçektir. 

Tarihin bütün açıklığıyla ortaya koyduğu gibi savaşlardaki civan mertliğimiz, mağlüplar karşısında asil tavrımız, buyruğumuz altına giren kavimler hakkındaki insancıl düşüncelerimiz Türklerin ne kibirlennme, ne de sömürme amacıyla değil, fakat toplumu ilerletmek ve dünya uygarlığından bütün cihanı nasipli kılmak için çarpıştıklarını ispat eder. 

Türklerin her zaman ki başarısı da, ruhlarında gizlidir. Büyük milletimizin bu kudretini, her toplumda az çok rastlanan, cesaretten çok, o cesaretin kültür ve insancıl duygularla kaynaşmasının ürünü olan yiğitliğinden almaktadır. Türk yiğitliğinin tarihi belgelerle tespiti her zaman mümkündür.

Türk zaferlerini anlatırken yiğitlik, hak ve adalete dayanan yasa saygısı gibi etiketler arasında Büyük Türk Milletinin savaşcılık imkanlarını söz konusu etmek de gereklidir. Bu savaş severlikle Türkler, dünyanın her bölgesindeki savaş alanlarının şartlarına uygun tabiye sistemleri bularak ve çağın en etkili silahlarını kullanmakta tarihte yerini alan bir çok başarı göstererek ''İhanet şebekesi'' bir çok ülkede kendilerine karşı kurulan direnç setlerini kolaylıkla yıkmış, düşmanlarını zaferle yenmiş, bu yolla şanla dolu, çok zengin ve çok renkli tarihlerini yaratmışlardır. 

Karşılaşmalar çok kez, güç yönünden, dengesizlik içinde olmuş, fakat düşmanların bilmedikleri savaş aletleri ve gene onların beceremedikleri savaş taktikleri sayesinde az sayıda Türk, ruh ve İman kuvvetiyle kalabalık düşman ordularını perişan etmeyi başarmıştır. Azın çoğu yenmesi, yani niceliğin niteliği kovması, Türk Zaferler Tarihinin değeri, üzerinde ısrarla durulması gereken çok önemli bir özelliğidir

Büyük Türk Milletinin, ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı raf ve ürün bedeli şartı ile hayal edenler, Türk Ordusu, Türk Ulusu kadar eski bir geçmişin sahibi olduğunu unutmayıp, aşağıda yazdıklarımızın gerçeklere ve tarih de yeri silinmeyecek stratejik önem taşıyan bu bilgilerin paylaşımını iyi okuyup anlayarak, Türk Milletine iftira ve ekonomik terör zihniyetleriyle, zulm etme düşüncesi olan ''İhanet şebekeleri'' nin, ilk önce Türkün kim ve ne olduğunu bütün tarih göstermiştir. Ekonomik terör mimarları, dikkatlice Türk tarinini inceleyip ve bir an önce raf ve ürün giriş bedeli şartıyla, anarşik-ekonomik oluşturma ahlakı ile, zulm etme düşüncelerinden vazgeçmelidirler. 

Türk Milleti hakkında Alphonse De Lamartine'nin özdeyişinde, Türk Milletine düşman gözüyle bakmak isteyenlerin ders alması gerekir: ''Türkler, bir ırk ve Millet olmak haysiyetiyle yeryüzünün en şerefli insanlarıdır. Bütün içgüdüleri asilanedir, aşırı coşku içinde yaşayan duygulu bir millettir. Onların yurdu efendiler diyarıdır; kahramanlar şehitler ülkesidir. Bence insanlığa şeref veren böyle bir milletin düşmanı olmak, insanlığın düşmanı olmaktan farksızdır. Böyle bir lekeden Allah beni korusun.'' bu özdeyiş, çıkarcı ve bencil zihniyetinde olanlara ders olmalıdır.

Değerli okuyucularımız, 

Çanakkale Zaferi, Müslüman Türk'ün şanla dolu tarihine yeni bir destan  ilave etmiştir. 1914 Yılında Australia-Silver şehrine yerleşmiş Türk asıllı iki Osmanlı çalışarak hayatlarını kazanmaktadırlar. Çanakkale Savaşı sırasında Halifeleri'nin İngilizlere karşı Sancak-ı Şerifi çıkardığını ve bütün Türk ve İslam alemini cihada çağırdığını öğrenirler. Bu sırada Çanakkale cephesine sevk edilmek üzere Avusturalya'nın her bölgesinde asker toplama seferberliği başlamıştır. 

İki isimsiz Kahraman Türk, şehrin valisinin karşısına çıkıp şöyle bir öneride bulunurlar:

''Halifemiz size karşı savaş ilan etmiş. Türk geleneklerine ve tarihine göre bizim de buna icabet etmek namus borcumuz ve vazifemizdir. Fakat biz sizin bu kadar zamandır ekmeğinizi yedik. Bırakın gidelim. Sizinle cephede savaşalım. Burada size karşı bir harekette bulunmayı nankörlük sayıyoruz.'' Vali gülmüş ve iki isimsiz kahraman Türk'ün taleplerini reddetmiş:

''Bizi tehdit mi ediyorsunuz? Haddinizi bilin, edebinizle oturun yerinizde'' İsimsiz Kahramanlar da: ''Eh ne yapalım, bizden günah gitti'' diye söylenerek uzaklaşmışlar.

Hemen neleri varsa hepsini satmışlar. İki makinalı tüfekle bol cephane edinmişler. Sonra?

Sonra da Çanakkale'ye gönderilmek üzere limana sevkedilecek olan Anzak askerlerini taşıyan trenin geçeceği dar bir boğaza gidip mevzilenmişler. Namazlarını kılıp helallaştıktan sonra, kazdıkları siperlere yerleşmişler. 

Üzerinde elde dikilmiş bir Osmanlı Bayrağının dalgalandığı bu siperlerin hizasına gelince, raylar üzerine yığılan taşlar treni durdurmuş ve o tren, yedi yüz Anzak askerinden, kimisini ölü ve yaralı olarak orada bırakmak zorunda kalmış.

Etraftaki tepelerde Osmanlı kuvvetini arayan Australia ordusu, bütün bu savaşı verenin sadece iki şehit Kahraman Türk olabileceğine çok zor inanmış. Neredeyse bizim bugünkü aydınlarımız kadar gafil olan ve Türk İslam kültürünün ruhundaki hakimiyetini bilemeyen İngiliz valiye de, o iki Kahraman Türkün Mübarek na'aşlarını selamlamaktan başka yapacak bir şey kalmamış. 

 

Değerli okuyucular!

Bendeniz Numan Aladağ, 18/Mart/1998 yılında Australya'nın Queensland eyaletinin başkenti Brisbane'deki, Anzak törenlerine katılmak nasip oldu: İki Anzak askeri, biri 17, biri de 19 yaşında Çanakkale savaşına gönderilmişler. 1895 doğumlu Dwight Mannix ve 1897 doğumlu Will Science isimli Anzaklar, çantamdaki Türk Bayrağı çıkartmasını görünce hemen yanıma gelip sevincinden bana sarılarak ağladılar.

Tören bittikten sonra beni yemeğe davet ettiler; kendilerine siz benim misafirim olun, Türk kebabını özlemişsinizdir. Will Sience, biz misafirperverliği Türk'lerden öğrendik olmaz. Ben yine ısrar edince davetimi kabul ederek, Brisbane de en meşhur Türk kebapçısı Kıbrıs Türkü Ahmet İsmail amca'nın lokantasına götürdüm. Lokanta da Türkleri görünce sevincinden ne yapacaklarını şaşırdılar. 

Yemeğimizi yiyip garsondan hesabı istedim, garson dedi hesap ödendi. Dwight Mannix lavaboya gidince gizlice hesabı ödemiş. Yalnız bizim masanın' kini değil, garsona demiş lokanta da ne kadar Türk varsa hesabını ben ödeyeceğim diyerek hesabı ödemiş.

Benim üzüldüğümü görünce, dedi bay. Numan Aladağ, Türk Milleti dünyanın en misafirperver Milletidir. Dünya tarihindeki yerini almış ve kendisini kanıtlamıştır ve hiç üzülmene gerek yok.

Vedalaşma sırasında Numan Aladağ, Allah aşkına söyle, sana maddi manevi, nasıl yardımcı olabiliriz? Samimiyetleri beni  çok duygulandırdı. 

Atalarımızın, Türk geleneklerini uygulayarak bizlere bıraktıkları bu manevi ahlak miraslarına mutlaka sahip çıkmalıyız. 

Australia-Queensland-Brisbane töreninde gördüğüm saygı ve sevgi, atalarımız Türk İslam geleneklerini uygulamaları sayesindeydi. Allah korusun, saygı-sevgi yerine eleştiri ve tepkilerle de karşılaşabilirdim! 

Ne ekersen onu biçersin atasözü, ne kadar doğru bir söz olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Çıkar amaçlı vatana ihanet eden vatan hainleri ve rüşvet alan-verenler, bundan ders alıp, daima Allah korkusunu ruhunda taşımalıdırlar.

MEHMETÇİKTE Kİ, ALLAH KORKUSU VE MERHAMETİN ZİRVELEŞTİĞİ AN

Australya'lı Horold Vlive Newman anlatıyor: ''30 Haziran günü aralık arazide, siperlerimizin hemen yakınında sinmiş üç Türk askeri bulunduğunu görmüştüm. İçlerinden biri durmadan beyaz bir mendil sallamakta idi, diğer ikisinin ise çok ağır yaralı oldukları anlaşılıyordu. Aramızdaki mesafe 25-30 adım kadar vardı. Bir anda verdiğim kararla, karşılaşacağım tehlikeyi göze alıp siperden dışarı fırladım. Olanca gücümü kullanarak yaralıları taşımaya başlamıştım. 5-6 dakika kadar sürmüş olan bu iş Türk tarafından hiç bir müdahaleyle karşılaşmadım. Halbuki, onlar isteselerdi, anında avlanabilecek çok güzel bir hedef durumuda idim.'' Hemen aynı günlerde benzeri bir olay daha başımdan geçti. Türk askerlerinin bizim ön siperlerimize kadar geldikleri bir hücum sonunda, bazılarının çekilmeyerek orada kalmış olduklarını görmüştük. İçlerinden birinin ağır yaralı olmasına elinden silahı bırakmıyor, ateş etmeye devam ediyordu. Nihayet mermisi tükenince, yanına sokulabildik. Baygın haldeydi. Hemen sargı yerine taşıdık. Yaralarından akan kan, iç çamaşırlarını vücuduna yapıştırmıştı. Doktor onları keserek çıkardıktan sonra ancak yaraları sarabilmişti. Bu askerin metaneti, cesareti, orada olanların hayret ve takdirini kazanmıştı. Çok geçmeden geriye, hastahaneye sevk edilmiş bu yiğit delikanlının hayatı kurtarılabilmiş miydi, hala merak ederim.''

''Savaşta bizleri en fazla etkileyen durumlardan biri de, Türk askerlerinin centilmenlikleri olmuştur. Anzak koyu açıklarında demirlenmiş bulunan hastahane gemimiz, Türk topçusu tarafından daima büyük bir dikkatle korunmuştur. Zaman zaman savaş gemilerimiz hastahane gemisine yaklaşınca, Türk topçusu Kızılhaç işaretini taşıyan gemiye zarar vermemek için hemen ateş kesmekten geri kalmıyordu. ''Bunlar ve benzeri olaylar, birliğimizin bütün mensupları üzerinde derin bir saygı ve sempati uyandırmakta gecikmemişti. Pek çoğumuzun düşünce ve kanaatini de ifade ettiğimden emin olarak belirtmek isterim ki, Türklerin karşımızda değil, bizimle aynı safta olmalarını yürekten arzulamıştık. O dehşet verici savaş içinde bizler, Türk askeri'ni ''Coni Türk'' olarak tanımış ve hayranlık duymuşuzdur. 

İlerlemiş yaşlarımda yürekten dileğim, Türkiye ile Avusturalya arasında sağlam bir dostluk kurulması ve sürdürülmesidir.''

Türk Milleti, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hadis-i şeriflerinde, rivayet edilen ''Vatanı sevmenin imanın bir gereği'' olduğu  gerçeğine inanmış ve bu uğurda ya şehit ya Gazi olmayı şereflerinin en büyüğü saymış bir millettir.

Kendilerini ''Dünyada emsali görülmemiş galibiyetlerin müümessilleri...'' Türklük hamuru ve İslamlık şuuru ile yoğrulmuş Mehmetçiklerden Çanakkale de ve öylesine bir ders aldılar ki, bu yenilginin acısını asla unutamayacaklardır. 

Bu zalimler, acılarını unutamadıklarını Yeni Zellanda ve Avrupa'nın çeçitli ülkelerinde, 18 Mart Arefesinde, 15 Mart Cuma günü Allah'ın evi olan camilerde Müslümanlara karşı zalimce saldırıları ile yaptıkları katliamlarla bir kez daha, "Su uyur düşman uyumaz" atasözü ile, İslam dünyasına düşman olduklarını ispat ettiler. 

15 Temmuz da, Fetö denen "İhanet şebekesi" nin riyakarlık duyguları ile halen siyasette, bürokraside ve bir çok iş kolunda ki ticari faaliyetlerini, riyakarlık duyguları ile sürdürenler de unutulmamalıdır. 

Mühendis Binali Yıldırım'ın, Başbakanlığı döneminde, söyledikleri halen geçerli ise, "Gün dostunu düşmanını tanıma günüdür" ve "Lafla Millilik olmaz" Milli seslenişlerine, "Rüşvet ve raf bedeli şartı ile mücadele edimesi de şarttır" sözlerini ilave ederek, riyakarlık duyguları ile yapılan her türlü ahlaksızlıkların bilincinde olmalıyız ki, anarşik-ekonomk terör düşmanları, Türk Milleti'nin, İslamiyeti ve vatan severliği, daima ruhumuzda taşıdığımızın bilincinde olsunlar.

Yıl 1914, Birinci Dünya Savaşı bütün şiddetiyle devam etmekte... Düşmanlar hepbirlik olup çeşitli bölgelerden topraklarımıza girmek için sürüler halinde saldırmakta... Mehmetçik'te, Vatan için, Millet için, İslam dinini ve iman için var gücü ile savaşmakta, kızgın çöllerde, karlı dağlarda menkıbeler (Din büyükleri) yazmakta...

Çanakkale'de kazanılan zafer, savaşın ve tarihin akışını değiştirmiştir. Çanakkale'de donanım ve maddi imkan bakımından kendisinden güçlü ordulara karşı, inanılmaz bir direniş gösterilmiş, üstün cesaret ve özveriyle, ''Çanakkale geçilmez'' dedirten, eşine nadir rastlanan ve Büyük Türk Milletinin, ülkesiyle, Milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma hayalinde olanlara karşı, anlamlı bir Kahramanlık destanı yazılmıştır. 

Değerli okuyucularımız, Çanakkale Zaferinde ki başarının sırrı; Şanlıurfa Büyük şehir belediyesi genel sekreteri Abdulkadir Açar'ın, "Türk heryerde ve her zaman Türktür" Milli seslenişinin, esasına göre dünyanın her yerinde ki, Türk asıllı olanların, Çanakkale savaşında savaşmak için,  geldiklerini hatırlatmakta da fayda vardır. 

Ayyıldızlı Şanlı Türk Bayrağının dalgalandığı topraklarda yaşayıp hayatlarını idame edenlerin ve yabancı sermaye ekonomik güçleriyle, anarşik-ekonomik terörün ve her türlü ahlaksızlıkların oluşmasının, ana aktif maddesi (Sebebi) olan raf ve ürün giriş bedeli şartı olduğunu unutmamalıyız. 

Raf ve ürün giriş bedeli, işsizliğe ve ürtime zarar vererek, ekonomik-anarşik terör oluşturarak, vatan haini düşmanların işlerini kolaylaştırarak, silahsız savşmak demektir.

Vatan hainlerinin, ticari ahlakları ile ülkemizin huzurunu bozma ve Türk sanayicisini-çiftçisini ekonomik darboğaza düşürmek, ilk hedefleri olduğunun bilincinde olmalıyız. 15 Temmuz olayları gibi olayların bir daha yaşanmaması için, düşmanların işini zorlaştırmak için, sanayileşme ve  bu bahar arefesi fırsatını kaçırmamallıyız. Tarım da üretim ve meyve yetiştirmeye önem vermek, düşmanlara haddini bildirmenin en kolay yollarından birisidir.

Raf ve ürün bedeli şartı, günümüzde anarşik-ekonomik terörün oluşmasını ve Milli sermayenin yok olmasını hedefleyenler için, en kolay silah  olduğunun bilincinde olmalıyız. 

Bu raf ve ürün giriş bedeli şartını uygulayanlar iyi bilmelidirler ki, Türk Milleti gerektiğinde bugün de, yarın da vatanına, sözde ekonomik güçleri ile göz dikme hayalinde olan harici-dahili, çıkarcı "İhanet şebekesi" vatan haini düşmanlara, tarihte olduğu gibi, bu gün de, layık oldukları dersi ruh ve İman kuvvetiyle vermeye hazırdır.

Raf ve ürün bedeli şartı nedir? Düşmanların en güçlü silahı olduğunu unutmayın. Raf ve ürün giriş bedeli, insanların işsiz kalmasına sebep oluyor. işsizlik ise, düşmanın işini kolaylaştırmak demektir. Onun içindir ki, Çanakkale Zaferi ile ilgisi olup olmadığını, siz değerli okuyucularımız, deperlendirmesini yapınız. 

Değerli okuyucularımız,

18 Mart Çanakkale Zaferini kutlamasına, Cenab-ı Allah'ın iltifatına mazhar olan aziz vatan şehitlerimize, Kur'an-ı Kerim okumasını bilenler Kur'an, bilmeyenler ise Fatihalar okuyup ruhlarını şad edelim. 

Şanlı tarihimizi, Çanakkaleyi ve Australia-Silver şehri, Brokin Hil de savaşan tarih de unutulmayacak bir Zafer kazanan, iki Kahraman Türk'ü daima Rahmetlele anmayı unutmayalım. 

Türkiye Cumhuıriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK savaşında diyor ki: ''Kur'an-ı Kerim okumasını bilenler okuyarak önde, bilmeyenler ise kelime-i Şahadet getirerek arkada yürüdüler. İşte Türk Askerindeki ruh ve iman kuvveti budur. Çanakkale Zaferini bunun yüzü suyu hürmetine kazandık.'' seslenişi, İslamiyete önem verdiğinin bir belgesidir. 

Bu mübarek 18 Mart Çanakkale Zaferini anma gününde, gelmiş geçmiş cümle vatan şehitlerini, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatür'ü, Mareşal Fevzi Çakmak'ı rahmetle, Gazileri Minnetle anar. Hastave yaralılara acil şifalar dileriz.

 

Kaynakça: 

Hadis-i şerifler. Diyanet işleri başkanlığı 635 no'lu yayın. Mehmetçik ve Anzaklar. Baha Vefa Karatay.

Numan Aladağ'ın, Okyanusya (Australia) gezi notları.

Doruk dergisi Sayı: 1, Yıl: 1 Ağustos/1976

Kaynak: Haber Merkezi - Haber Merkezi

ÖNE ÇIKAN GALERİLER

ÖNE ÇIKAN VİDEOLAR

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

Haber Scripti: Medya İnternet | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom