Doç. Dr. Ahmet AKBABA

Doç. Dr. Ahmet AKBABA

ahmetakbaba13@gmail.com.

2023 Eğitim Vizyonumuz İçin; Sn. Bakan Selçuk'a Açık mektup. (4)

Sitemiz Köşe Yazarı,  Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doc. Dr. Ahmet AKBABA’dan, 2023 Eğitim Vizyonumuz İçin Sn. Bakan Ziya SELÇUK'a Açık Mektup var. Bugünden itibaren, bir dizi halinde eğitim sistemimizin yarını açısından, bilimsel temelde önerilerimizin yer aldığı yazı dizimiz devam ediyor...

 MEB ve Eğitim camiasında tartışılması, uygulamada karşılık bulması temennisi ile... 

                             2. BULGULAR VE YORUM

5- Seviye Sınıfları veya Sınıf içinde Seviye Gruplarıyla eğitim:

Her çocuk bireysel olarak birbirinden farklıdır. Çocukların yetenekleri gelişme hızları, zekâ tipi ve seviyeleri, ilgi ve istekleri birbirlerinden farklıdır. Eğitim ve öğretim kurumları bu farklılıkları ortadan kaldırma ve hepsini birbirine benzetecek eğitim ve öğretim, yerine her öğrenciye; ihtiyaç, seviye ve özelliklerine uygun sınıflarda eğitim ve öğretim imkânı sağlamalıdır.

Hiç bir çocuk, kapasitesinin, seviyesinin üstünde ve altında çalışmalara zorlanmamalıdır. Öğrenme, karşılıklı etkileşim, deneme yanılma, gözlem ve dayanışma ile ortaya çıkar. En iyi etkileşim ise aynı yetenek ve seviyedeki öğrenciler arasında oluşmakta­dır. Çocuklar daha ziyade başkalarının isledik­lerini değil kendi ilgi duyduklarını öğrenirler. Bu nedenle öğretim faaliyetleri ve sınıf çalışmaları organize edilirken öğrencilerin bireysel farklılıkları seviyeleri ilgi ve ihtiyaçlar gibi özellikleri dikkate alınarak düzenlenmelidir.

Öğrenci seviyeleri dikkate alınmadan müfredata uygun olarak hazırlanan planlar A, B, C. D sımflannda uygu­lanmamalıdır. Bu uygulama insan aklına ve bilime aykırı bir uygulamadır. Yaptığımız gözlem ve deneylerde karma sınıflardaki zeki öğrenciler, normal sınıflarda kendi ilgi istek ve yeteneklerini sınıfın genel havasına adapte ettiğinden sonuçta var olan yeteneklerinin geliştirilmesi yerine köreltilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.

Bilim ve teknik alanındaki gelişmelerden sınıftaki frenleyici ortam nedeniyle lokomotif öğren­ciler gerektiği kadar haberdar olamamaktadırlar.

Müfredat dikkate alınarak hazırlanan, ortalama planlar, zeki öğrencilere basit geldiğinden öğrencilerde, ders çalışmada isteksizlik, motivasyonda azalma, derslerde mızıkçılık yapma, başkaları­nın dikkatini dağıtma davranışları, sınıfta gizliden gizliye oyunlar oynama, can sıkıntısından bahsetme, derste başka işlerle uğraşma, enerjisinin başka alanlara yöneltmesi (çetecilik vs.) gibi davranış­lar içerisine girebilmektedir.

Seviye sınıflarında; İşlenen konulan öğrencilerin seviyelerine uygun oldu­ğu için daha çabuk kavrayıp yeni durumlara uyumda rahatlık hali oluşabilmektedir. Motivasyon olayı yüksek olduğu için ders­lere katılmalar daha fazla olabilmekle çoğunlukla seviyenin üstünde ve kaliteli bir öğretim yapılabilmektedir. Sınıflarda zaman zaman seviye grupları da oluşabilmekte bu uygulama da aynı zamanda emek ve zaman neden olabilmektedir. Bu uygulama faydalı bir uygulama olmasına rağmen öğretmen başarılı öğrencilerle ders işlemesi durumunda diğer grubun eğitim öğretimiyle yeterince ilgilenememesi gibi sakıncalı bir durumun ortaya çıkmasıdır.

Karma sınıflarda seviyeye göre üstün durumdaki çocukların sınıf içi davranışlarında görebilecek olumsuzluklar: Sorumlulukta gevşeme ve zamanla iyi dinleme alışkanlığında azalma. Öğretmen tarafından yeterli rehberlik yapı­lamadığından öğrenme merak ve hevesini geliştirememe, sınıfın orta seviyesine uygum sağlaması gerekliğinden daha fazla bilgi edinme, araştırma yapma, muhakeme etme, fikir üretme, icat yapma yeteneğinde yeterli gelişme sağlanamamakta, kişisel görev ve sorumlulukla kendi kendi­siyle veya sınıftaki en iyilerle yarışma duygusu hakim olmadığından daha başarılı olamamaktadırlar.

Seviye sınıflarında görev alacak öğret­menler okulun başarısı kanıtlanmış öğretmen­leri arasından seçilmeli hizıııet içi eğitim kurslarından geçiril­meli başarılı oldukları takdirde aynı sınıfta tekrar görevlendirilebilir­dir. Başlangıçta Seviye sınıflarının oluşumunda baskı unsurlarım yok etmek için veli toplantıları yapılmalı, veli - öğretmen-okul ilişkilerim sağlıklı zeminlere çekilmeli, veliler aydınlatıl­malı ve bu olayın gerekliliğine inandırılmalıdır. Alt gruptaki başarı gösteren öğrenciler öğretim yılı sonunda üst guruba geçebilmeli.

6- Değerler Eğitimi; Değerler eğitimi, değişik platformlarda ele alınmasına rağmen uygulamada gereken yeri alamamış bir konudur. Değerler toplumları ayakta tutan kaynağı dine dayalı önemli duygu ve davranışlardır. Aile ve korunması, vatan sevgisi, yaşlılara, Ana’ya sevgi ve saygı, komşularla yardımlaşma, fakirlere yardım, akrabayı ziyaret gibi inanç temellerimizde karşılığı bulunan duygu ve davranışlar Bizim için önemli değerlerdir. Değerler daha ziyade ailede, okulda ve çevrede kazandırılır.

Değerler eğitimi, özlemini duyduğumuz erdemli, yerli ve milli insan tipinin yetişmesine vesile olur. Okulların ders müfredatı, ilgili programlarda değerler eğitimine yer verilmeli ve uygulanmalıdır. Değerlerimiz Hayat Bilgisi dersi gibi bir ders olarak formal eğitim kapsamında programı yapılarak okullarımızda mutlaka okutulmalıdır. Değerlerin kazandırılması sürecinde, değerler eğitiminin hedef ve amaçları okulda yürütülecek olan faaliyetler planlanırken; okul, öğretmen ve ailelerin değerler eğitimi kapsamında, etkin bir şekilde rol almaları için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

7- Yabancı Dil Eğitimi: Ülkemizde yabancı dil öğretiminde somuttan soyuta, bilinenden bilinmeyene ilkelerine uygun ezber yöntemiyle öğretim yapılmasıdır. Öğrencilere çok akıcı, alageyik misali milli tekerlemeler, bayrak gibi şiir, şarkı, türkü ve marşlarımız ezberletilerek işe başlanmalı, ezberlenen şiir, tekerleme ve şarkılar ne ezberletilmişse onlar yukarıdaki ilkelere uygun olarak ham madde olarak alınıp yeni cümleler kurularak dil öğretimine devam edilmeli Lise dönemine kadar bu çalışma sürdürülmeli belli bir mesafe kaydedildikten sonra fiiller zamanlar ve diğer dil kuralları öğretilmelidir. Bu yöntem ülkemizdeki dil öğrenememe sorununu büyük ölçüde çözeceği görülecektir.

8- Sınavların Yapılması: Okullarda uygulanan yazılı sınavları ders öğretmeni yapmamalı il ve ilçe bünyesinde “soru bankası birimi” adı altında yeni bir birim oluşturulmalı ve sınav yapma yetkisi öğretmenden alınarak bu birime verilmelidir. (bu birim iki görevli ve bir bilgisayardan oluşur). Her okul kendi türleri arasında değerlendirmeye tabi tutularak kendi okul türleri arasında yazılı programı il ya da ilçenin soru bankası birimi tarafından hazırlanarak okula önceden bildirilmelidir. Dersi anlatan öğretmen bile yazılı sorularını görmemelidir.

Sınavlar bittikten sonra öğretmenler kendi okul türlerinde ve branşlarında öğrencilerin sınav sonuçlarına göre başarı değerlendirilmesine tabi tutulmalıdır. Öğrencilerin sınav başarılarına göre öğretmenler başarılı ya da başarısız sayılmalıdır. Başarılı öğretmenler ödüllendirilmeli, sınav başarısı düşük olan öğretmenler ise sınıfı geri besleme derslerine alınmalı, öğretmeni de hizmet içi eğitimden geçirilmeli bir anlamda cezalandırılmalıdır. Başarılı öğretmenlere maddi anlamda katkı sunulmalıdır.

Bir diğer bakış açısıyla; yazılı sınavda hangi soruların çıkacağını bilmeyen ve merak eden bir öğretmen dersini keyfine göre ders anlatmak yerine başarısız olmamak ve verilen ödüllerden faydalanmak için daha verimli ders anlatmaya başlayacaktır. Bu uygulama ile öğretmen derste başarısız olmamak için kendini yetiştirmek ve mutlaka derse hazırlıklı gelmek durumunda kalacaktır. Bu durum kaliteyi artıracaktır. Böylece dershaneler okullara alternatif olmaktan çıkacaktır.

9- Çantasız Eğitim: İlkokul 1, 2 ve 3. Sınıflarda mutlaka çantasız eğitim uygulamasına gidilmelidir. Çocuklarımız kendisi kadar ağır çantasını; evden okula, okuldan eve taşıyarak kemik ve kas yapısının bozmasına, boyunun kısa kalmasına neden olabilmektedir.  Çocuk sadece okulda ve ders saatlerinde öğretme ve öğrenme süreciyle karşılaştırılmalıdır. Çocuk okul dışındaki zamanında yediği yemek ve içtiği su kadar değerli, bolca oyun oynamalı, gezip tozmalı eğlenmeli ve dinlenerek okula gelip çantasını çıkarıp derse başlamalıdır.

          Öğretmen eğitimi ve hizmet içi faaliyetlerde aşağıdaki ilkeler önem arzetmektedir.

Öğretimde paralellik; Dersler birbirini tamamlayan ve birbirini destekleyen bir yöntemle işlenmelidir. Öğrenciler öğrendiklerini diğer derslerle ve günlük hayatla ilişkilendirebilir. Dersler arası ilişkilendirme konuyu somutlaştırır ve kalıcılığı sağlar. Öğrenciler, farklı derslerde edindikleri bilgilerin birbirleriyle bağlantılı olduğunu fark eder.

Dersler arası ilişkilendirme zaman sıkıntısını ortadan kaldırır, öğrencilerin bilgi transferi yapmasını sağlar. Dersler arası ilişkilendirme öğrencilerin derse karşı ilgilerini artırır, öğrencilerin olaylara farklı bakış açısı geliştirmelerini sağlar, öğrencilerin sebep-sonuç ilişki kurmalarını sağlar. İlişkilendirme faaliyetlerinin eğitsel hedeflere yönelik olmasına da dikkat etmek gerekir.

Öğrenciler bir konunun diğer alanlar ile ilişkilendirilerek sunulmasında, geleneksel sınıf ortamlarından daha çok zevk alırlar ve motivasyonu artırarak pekiştirmeye yardımcı olur. Toplulaştırma modelleri öğrencilerin; görme, işitme ve dokunma ile ilgili algılarını birleştirir ve bütünlük psikolojisine uygundur. Öğretimde paralellik ilk ve ortaokul ders konularının güncellik ilkesinde sunulan ilkelerin ders ler bazında uygulanmasından ibaret o uygulamanın genişletilerek tüm derslerde uygulanmasını önermektedir.                  

Ödevler: Ülke ve toplum geleceği adına bu denli öneme sahip olan çocukların, toplum içerisinde bilişsel, duyuşsal ve psikomotor davranışlarının daha da gelişmesi için verilen ve çok tartışılan ödev verme. 1, 2 ve 3. Sınıflarda çantasız eğitim yapılmalı, kesinlikle yazıya dayalı ödevler verilmemelidir.

Bu çantasız eğitim hem çocuğun psikolojik, hem de fizyolojik gelişmesine yardımcı olacaktır. Çocuk çantasını okuldan eve evden okula taşımamalı okuldan çıkınca eve gitmeli, oynayıp gezmelidir, öğretim işi sadece okulda belirli sürelerde yapılmalıdır. Birinci sınıfta alıştırma niteliğindeki ödevler verilmektedir. Bunun sebebi birinci sınıfın temel becerilerin kazanıldığı bir sınıf olmasıdır.

Öğretmenleri konuyu detaylı inceleme, genişletme, diğer konularla ilişkilendirme türü ödevleri ikinci sınıftan itibaren verilmeli. İlk sınıflarda verilen ödevler, çocuğun aklına okula gideceği sırada gelmekte çocuk ödevini yapmadığı için okula gitmek istememekte veya anne babası çocuğun ödevini yapmakta, çocuk öğretmenine ödevini yaptığını söylemekte sistematik olarak bu yaştaki çocuğa yalan öğretilmektedir.

Çocuğa ev veya sınıf çalışmalarında görev savma cihetiyle verilen, bu cümleyi 5-10 sefer yaz talimatıyla, yazmaya başlayan çocukta bıkkınlık ve kalıcı yazı bozukluklarına da neden olmaktadır. 

Öğretmen açısından Öğrencinin ödevlerin kontrol edilmesi zaman açısından güçleşmektedir. Detaylı ödev kontrolü yapılmadığı, hataları onlarla birlikte düzeltilemediği için ödevler amacına hizmet etmemektedir. 

Öğretmenlerin sınıftaki tüm öğrencilere aynı ödevi vermeleri de doğru bir çalışma yöntemi değildir. Ayrıca velilere çocuklarına ev ödevleri konusunda nasıl yardımcı olabilecekleri konusunda bilgi verilmelidir. Üst sınıflar da ödevlerin veriliş nedenlerini öğrencilere açıklamak lazımdır.

Veliler, alıştırma ödevlerinde ilk problemi/soruyu çocuğuyla birlikte çözmeli ve çocuklarının ödevlerini yapmamalıdırlar veliler öğretmenin ödevleri kontrol edip etmediğini takip etmelidirler. Veliler çocuklarının ödevleri için gerektiğinde çocuklarını ödüllendirmelidirler. Öğretmen ve veliler ödevleri yapmanın öğrencinin sorumluluğu olduğu konusunda onları bilgilendirmelidirler.

Birinci ve ikinci sınıflara giren öğretmenler, öğrencilerine 15-20 dakika içinde yapabilecekleri yazı içermeyen, gözleme dayalı ödevler vermeli, üçüncü sınıflar için bu süre 20-30 dakika arasında olmalıdır. Öğretmenler öğrencilerin yaşadıkları yerleşim yerinin özelliklerini ve aile durumlarını ödev verirken dikkate almalıdırlar. Öğretmenler verdikleri ödevlerin eğlendirici olmasına dikkat etmelidirler. Ders ödevleri 4. Sınıftan itibaren günlük 1 saati geçmeyecek şekilde olmalıdır

Öğretmenler sınıfta bitmeyen konuları ödev olarak öğrencilerine vermemelidirler. Öğretmenler zaman zaman öğrencilerine seçebilecekleri ödevler vermelidirler. Ödevlerde bulmaca, bilmece gibi unsurlara da yer verilmelidir.

Kıssadan Hisse Çıkarmalı Eğitim; Kıssadan Hisse çıkarmalı. Eğitim, Nasrettin Hocanın Onu çağlar ötesi yapan, insanları güldüren, güldürürken düşündüren mizahi, mizahi olduğu kadar da dersler veren, öğrencilerin nüktedan olması, hazır cevaplı lığı espri ile karışık ders veren fıkra ve hikâyeler insanların kolay kolay unutamadığı ve ihtiyaç duyduğunda da kullandığı yurdumuzun her yerindeki öğrenciler tarafından beğenilmekte, anlatıldığı zaman da hikâyelerinden dersler çıkarabilmektedir. Nasrettin Hoca hikâyelerinden öğrencilerin olumlu etkilendikleri, muhakeme etme kabiliyetlerinin arttığı, ifade ve beceri güçlerinin ve kelime hazinelerinin geliştiği görülmüştür. Öğrencilerin, önlerindeki kâğıtlara anlatılan hikâye veya fıkralarla ilgili çıkardıkları derslerin neler olduğunu belirten bir düşünce yazısı yazmaları istenmeli, toplanan bu veriler, incelenmeli çıkardıkları dersler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Kıssadan Hisse çıkarmanın faydaları şöyle sıralanabilir;

Öğrencilere Türk düşünce ve fikir hayatında önemli yer etmiş olan kişilerin anlatıları okunarak, onların mesajlarının iyi anlaşılması, çıkarılacak derslere bağlı olmaktadır. Bu nedenle anlatı olarak seçilen hikâyelerin öğrencilerin sevdiği ve hoşlandığı mesajları içermesi ilginin artmasına neden olacaktır.

Öğrencilerin anlayış ve hayatlarında değişiklikler yapılmak istendiği takdirde, onlara önemli fikir ve düşünce adamlarının hikâye ve eserleri okunup, analiz yapılarak gerekli derslerin çıkarılması ön şart olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle fikir ve düşünce hayatının gelişmeye başladığı yıllar olan ilköğretimin ikinci kademe (5. 6 ve 7.) sınıf öğrencilerinin; Nasrettin Hoca’nın hikâyelerinden en üst seviyede yararlanmaları okul yönetimleri ve öğretmenler tarafından sağlanmalıdır. İlköğretim programlarında gerek Hoca’ya ve gerekse diğer Türk büyükleri ve bilge insanların hayat tecrübelerinden süzülerek gelen hikâyelerden de yararlanılmalıdır.

Giderek toplumda yaygınlaşmaya başlayan öfke ve şiddetin yerine halkın espri anlayışı geliştirilerek daha sıcak ve dostane ilişkiler kurulmasına çalışılmalıdır.

Düşünme, eğitiminin öğrencilere kazandırılmasında da Nasrettin Hoca’nın Hikâyelerinden yararlanılmalıdır. Düşünmeden konuşmanın nerede ise alışkanlık haline geldiği toplumumuzda ‘düşünerek konuşmak’ ve karşısındaki insanları da ‘düşünmeye sevk etmek’ gibi bir davranışı kazandırmanın en temel yolu bu davranışın eğitimi verilerek yapılmalıdır.

Sınıf yönetiminde düşünen, muhakeme eden, düşündüklerini uygun bir dille sıkılmadan ifade eden ve düşündüklerini yazan bir insan tip yetiştirmek öğretmenlerin temel amacı olmalıdır. Bu amacı gerçekleştirmek için öğretmenlerin kullanması gereken araçlardan biri de Nasrettin Hocanın hikâyeleridir. Öğretmenlerin bu kitapları derslerde araç olarak kullanması gerektiği tavsiye edilmektedir.

İmkân ve Fırsat Eşitliğinin Eğitimde Uygulanması; Bu ilkenin derslerde öğretmenin bütün öğrencilere eşit davranması ve eşit uzaklıkta olması, her çocuğa mutlaka eşite yakın söz hakkı vermesi, Derslerde sürekli parmak kaldıran ve önde outran çocuklarla dersi işlememesi, dersten koptuğunu gözlemlediği öğrencileri de derse çekmesi onları motive etmesi, öğrencilerin kabiliyet ve yetenek lerinin ortaya çıkarılmasını ve zekalarının bilenmesini sağlayacak düşünme, ifade ve beceri, analiz ve sentez yeteneklerinin gelişmesini ve düşündüklerini güzel bir dille yazmalarını ve ifade etmelerini sağlayacak önemli bir süreci oluşturmaktadır.

Somuttan Soyuta, Basitten Zora, Bilinenden Bilinmeyene, Yakından Uzağa eğitim anlayışı,seviyeye uygunluk- çocuğa görelikik; Dersler somut halde materyaller kullanılarak, daha fazla duyu organına hitap edecek şekilde, kullanılacak araç ve gereçler çocuğun yakın çevresinden temin edilerek, öğretmenin sınıfında (laboratuvarında) bazen beraber seviyelerine uygun olarak yapılıp işlenmelidir. Derslerde en fazla dikkat edilmesi gereken ilkelerden biriside çocuğa göreliliktir. Çocuğun seviyesine uymayan altyapısı olmayan konular sırf müfradat gereği formaliteler yerine gelsin diye işlenmemeli onun seviyesine uygun anlayabileceği konular seçilerek işlenmelidir yoksa çocuk derslerden hiçbirşey anlamadan zamanı geçirecektir.

Beyin Fırtınası Tekniğinin gereği; Ders işleme tekniği tamamen sorgulama- soru sorma ve her boyuta dikkat çekme üzerine kurulmalı. Her sosyal olayın; psikolojik, sosyolojik, ekonomik, ideolojik vs. gibi boyutlarının bulunduğuna dikkat çekerek çok boyutlu düşünme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Öğrencilere çokça konuşma hakkı verilmelidir. Dersler beyin fırtınası tekniğiyle işlenmelidir.

Öğrenemeyen öğrenci yoktur, Öğretemeyen öğretmen vardır ilkesi: Öğretmen öğrenciyi çok iyi tanımalıdır. Öğrencisini iyi tanıyan zeka tipini, bilgi seviyesini, duyuşsal özelliklerini motor becerilerini bilen bir öğretmen “nabza göre şerbet vermeyi” bilecek her çocuğun anlama düzeyine ve onun seviyesine uygun bir eğitim vermelidir. Öğretmen sınıfında gerekirse birkaç seviye grubu oluşturarak bir grupla öğretmenli diğer grubu ödevli ama sürekli onlarıda denetleyerek dersleri işlemelidir. Bütün öğrencileri seviyelerine uygun olarak eğitecek hiçbir öğrenci veya grubun dersten kopmasıana izin vermeyerek dersleri işlemelidir.

Öğretmenler genelde yanlış olan seviyenin altında kalan öğrencileri dışlayarak ders işleme yoluna gitmektedirler. Bu tutum hem çalışmayan öğrenciye haksızlık hemde yol yöntem bilmemek anlamına gelmektedir. Öğretmen sınıfta iyi ve başarılı öğrencilerle fırsat eşitliği ilkesine uygun ders işlemeli çalışanların önünü açmalı hemde geri öğrencilerin eğitimlerini ihmal etmemelidir. Öğrenemeyen öğrenci yoktur Öğretemeyen öğretmen vardır ilkesi öğretmen merkezli bir eğitim anlayışını da savunmaz. Bu anlayış ve uygulamanın temelinde özelleştirilmiş- bireyselleştirilmiş öğretim yanında seviyesine uygun eğitim verilmesi ve uygulanmasından ibarettir.

Öğretimin, Öğretim çocuğu tanımakla başlar ilkesi: Öğretmenin öncelikli görevlerinden birisi çocuğu tanımaktır. Öğretmen, bilhassa ilk ve ortaokullarda girdiği sınıftaki öğreninin fizyolojik, psikolojik bilişsel ve duyuşsal özelliklerini tanımalıdır. Öğrencisinin, veli toplantıları ve aile ziyaretleriyle özellikle ilkokullarda ailesini tanımalı çevre incelemeleri yaparak okulu ve okulla ilgili diğer etki gruplarını çok iyi öğrenme lidır. Hayatilik ilkesine uygun çevre veli ve diğer sivil kuruluşların desteğini alan bir öğretmen işin başında eğitim öğretime sağlam temellerle işe başlamış anlamı taşır. Öğretmenin öğrencisini tanıması (kullandığı ilaçları var mı? Sabah karni tok okula geliyor mu? Ailevi sorunları var mı? Köprü altında mı yaşıyor verdiğim ödevleri yapabilecek imkânlara sahip mi gibi) başarılı eğitim ve öğretimin diğer bir boyutunu oluşturmaktadır.

Formal Yapıda İnformal öğretim: Eğitim ve Öğretim Formal yapı planlı eğitim öğretim için kullanılan bir ifadedir. Öğretmenler genelde derslerde çok sayıda kural koyup levha halinde duvara asmakta öğrencilerden bu kurallara uymaları istemnektedir. Tabir çaizse öğretmenler bu kulalları uygulayarak sınıfa çeki düzen vereceklerini sınıfta disiplini sağlayacaklarını sanmakta yaşayan robotlar oluşturarak öğrenci özgürlüklerini kısıtlamaktadırlar. Bu uygulama sınıfta hiçbir eğitsel amaca hizmet etmeyen daha ziyade öğrencileri huzursuzluğa sevkeden boş uygulamalardır. Öğretmenler öğrencilerle birlikte sadece 1 veya iki kural (derste konuşmama veya sınıfa zamanında grime gibi) koymalı bu kuralların uygulamasında da esnek davranmalı öğrencinin hareket etme, yeme içme, yer değiştirme ve hatta sakız çiğneme gibi ders akışını bozmayan davranışlarını hoşgörüyle karşılamalıdır. Kural baskışı olmamalı karşılıklı hoşgörü ve saygıya dayalı özgürlükcü ve demokratik sınıf yönetimi – iklimi anlayışını sınıfa hakim kılarak dersleri zevkli hale getirerek işlemelidir.

Yaparak Yaşayarak Eğitim: “Duyarsam unuturum, görürsem hatırlarım ama yaparsam öğrenirim” sözüne uygun, Yaparak ve yaşayarak öğrenme ezberci eğitimi bitirecek bir uygulamadır. Pi sayısının (4.13) nereden geldiğini sorduğum Eğitim fakültesi son sınıf öğrencilerinden aldığım cevap çoğu kez graniç meridiyeninden gelmedir gibi ilginç cevaplar olmuştur. Oysa pi sayısı da, bayağı kesirlerde, silinirin hacmi de soyut kavram ve olayların tümü günümüz teknolojisi de kullanılarak sınıf, laboratvar ortamı veya okul bahçesinde pekâlâ deney, gözlem veya yaparak öğrenilebilir. Bir kez gören ve yapan çocuk bu bilgileri tüm alanlarda transfer yaparak kullanabilir.

Merak Temelli Sorgulayıcı Eğitim; Merak temelli sorgulayıcı bir anlayış üzerine kurulan eğitim: Merak, herhangi bir konu ile yakından ilgilenmek nedenlerini niçinlerini yani detaylarını anlamaya çalışmaktır. Sorgulama öğrenmenin temelidir. Konu ile konunun detaylarıyla yakından ilgilenmektir. Konuya, bilişsel enerjiyi yöneltmektir. Merak temelli eğitimde sorgulama vardır. Sorgulama nitelikli ve kalıcı öğrenme oluşturur. Sorgulama analiz ve sentez yapabilme yeteneğinin gelişmesini sağlar. Analiz yapabilme istek ve eğilimi yetenek ister ve kişinin sahip olduğu yetenekleri geliştirir.  Analiz yapma konunun detaylarına inmedir. Bütünü parçalara ayırmadır. Sentez ise analiz sonuçlarından, yeni ürünler ortaya koyabilmektir.

Merak ve sorgulamanın olmadığı yerde ezber vardır. Ezber yapan öğrencinin ifade ve beceri yeteneği gelişmez. Ezber sorgulama ve merak temelli olmayan öğrenmedir. Gelen bilgi tekrarlarla kalıcı belleğe depolanır gerektiğin de de kalıp halinde kullanılır. Çocuğun ifade ve beceri yeteneği gelişmez düşünen düşündüklerini ifade edebilen yazıp çizebilen bir insan yetişmez. Ezberci öğrenmede transfer yeteneği de çok zayıf kalır.

Avrupa ülkelerinde Rönesans’la birlikte yavaş yavaş ezbercilikten uzaklaşma başlamış, kişinin kendi aklını etkin hâle getirmesi ilkesinden hareket eden Aydınlanma ile ezberin eğitimdeki payı iyice azaltılmıştır. Ezbercilik sorgulamayan, eleştirmeyen, kendi aklıyla düşünmeyen, kendi gözleri ile görmeyen, yalnızca itaat eden ve evet diyen insan tipini yetiştirmede gerekli katkıyı sağlamış olabilir. (Taşdelen, 2012). Ezber ve sorgulamama üzerine kurulmuş İtaat kültürü, günümüzde bazı cemaat türü akımlar tarafından mankurtlaşmış insan yetiştirmek için kullanılmış ve kullanılmaktadır.

Ezberci eğitim sadece gerçek öğrenmeyi engellemekle kalmamakta; öğrencinin bireyselliğini yok etmekte, özgün düşünceyi sınırlamakta ve yerleşik düşünme kalıbına uymayan yeni verilerin değerlendirilmesini engellemektedir. (Özden, 2005)

 Ezbersiz Eğitim anlayışı, eğitim teknolojinin öğretime uygulanmasıyla gerçekleşir. Araç ve gereç, her zaman merak uyandırır. Dersler bu nedenle labarotuarlarda işlenmelidir. Tarih dersi, tarih, edebiyet dersi edebiyat, fizik dersi fizik, müzik dersi müzik laboratuvarlarında işlenmelidir. Ezbersiz eğitimin birinci basamağı her ders öğretmenine ait laboratuvar anlayışıyla düzenlenmiş her derste birbirini tamamlayacak şekilde kronolojik olarak düzenlenen sınıflar oluşturularak dersler bu sınıflarda işlenmeli öğretmen laboratuvarında beklemeli öğrenci sınıf yerine oluşturulan laboratuvarlara gelerek öğretmenin sınıfına girerek dersini işlemelidir.

Güncellik ilkesine uygun eğitim; Güncellik lkesinin uygulanmasını en basit şekilde şu örnekle verebiliriz; Kar yağdığı gün, Türkçe dersinde kar yağdı fişinin, resim dersinde karla ilgili resimler, müzikte kar ve kışla ilgili şarkılar, hayat bilgisi dersinde soğuğa karşı alınması gereken tedbirler veya okula aşı geldiği gün sağlık konulu ünitelerin bütün derslerde işlenmesi ve sağlık görevlilerinin beyaz elbiselerle derslere konu anlatımı için davet edilmesi, belirli gün ve haftalarda bu ilkeye uygun dersler işlenmesi ve etkinlikler düzenlenmesidir.  Motivasyon olarak hazır olan öğrencileri eğitmek ve öğretim yapmak taşı gediğine oturtmak ve nabza göre şerbet vermek atasözlerinin de gereği olarak güncellik ilkesine uygun öğretim ve eğitim vermek anlamlarına gelir.

Güncellik ilkesi aynı zamanda yurt ve dünya olaylarının sınıfta değerlendirilmesi ve işlenmesidir.

Sürekli Öğrenme: Sürekli öğrenme, Örgütteki tüm insan kaynaklarının başta yönetici ve öğretmenler olmak üzere kolektif ve karşılıklı işbirliğine dayanan, birlikte öğrenmeleridir. Birlikte çalışma ve öğrenme kolektif bir zekâ oluşumunu sağlar. Öğrenme bireyin çevresiyle etkileşiminin ürünüdür. Öğrenen, bilgiç insanların oluşturduğu bir çevrede sürekli bir iyileşme değişim ve dönüşüm süreci oluştuğu görülmektedir. Böyle bir çevre öğrenme için motive edilmiş bir çevredir.

Herkes, sürekli öğrenme, öğrendiklerini karşılıklı etüt ederek uygulama imkânına kavuşur, birbirinden öğrenir ve geleceği yaratma kapasitesine sahip olur. Öğrenen örgütteki bu kolektif öğrenme örgütte öğrenmeyi temel değer haline getirerek örgütte verimliliği artırır.

Okulu öğrenen örgüt, haline getirme, çalışanlarda, değişimi kavrama ve yönetim anlayışındaki değişmeleri tespit ve tez zaman uygulama imkânı sağlar.

Sürekli öğrenen örgüt, kendi kendisini, ölçme ve değerlendirme yoluyla, verilere dayalı olarak sürekli yeniler. Verilere-çıktılara bakarak sürecini ve ürününü değerlendirir. Alınan bu dönütler yoluyla yeni vizyon için stratejiler belirler.

Sürekli öğrenme, örgütte sürekli bir hizmet içi eğitim faaliyeti demektir. Her çalışan sürekli okur yenilikleri takip eder, okuduğunu arkadaşları ve öğrencileriyle tartışır ve paylaşır. Öğrenen örgütteki birey düşünür, üretir ve yazar, değişen ve ilerleyen bilgiden haberdar olur değişim ve dönüşüme uyum problemi yaşamaz.

Okullarınöğrenen örgüt haline dönüşmesi için de alan eğitimi almış nitelikli yöneticilere ihtiyaç vardır. Böyle yöneticilerin olduğu okullarda öğretmenlerin entellektüel kapasiteleri sürekli artar, beşerisermaye gelişir okulun fiziki sermayesi iyi kullanılarak kalite artar.

Demokraik ve Özgürlükcü Eğitim; Okullarımız demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin uygulamalarının yaşandığı yerler olmalıdır. Öğretmen ve okul idaresi hak edene ödül hak edenede ceza vermelidir. Ancak cezada çocuk psikolojisine ve fizyolojik seviyesine uygunluk ve adil olunmalı. Her türlü iyileştirici ve tedaviye yönelik çalışmalardan sonra Birincil tür cezalara asala yer verilmemeli cezada adaletli olunmalıdır. Öğrenciye sınıfa, okula ve çevreye kazandırdıkları oranında teşvik ve ödüller verilmelidir. Hak, adalet, özgürlük kavramları okullarda yaşama geçirilmelidir.

Öğrenciler okulda; hak, adalet ve özgürlük gibi kavramların sınıfta, okulda ve çevrede var olduğunu bunlara önem verildiğini yaşayarak öğrenmelidirler. Öğrenciler ve okuldaki bütün çalışanlar arasında güven ve saygı geliştirilmelidir.

Sınıfların ve okulun yönetimi konusunda öğrencilere sorumluluk verilmeli, okul ve sınıfta seçimler özgür iradeye, seçme ve seçilme ilkelerine uygun demokratik olarak yapılmalı, okul meclislerine işlerlik kazandırılmalı, kendilerini ilgilendiren konularda kararlara katılmalı bu uygulamalar sosyal kol faaliyetleriyle gerçekleştirilmeli, Dersler tam bir demokrasi okulu gibi, saygı-sevgi ve tolerans içinde, öğrenci merkezli olarak işlenmeli, öğretmenler her öğrenciye eşit uzaklıkta ve rol model olmalı her öğrenciye istisnasız mümkün olduğu kadar derslerde eşit sürede söz hakkı verilmelidir. Öğrencilerin düşüncelerini ifade edebilmelerine olanak sağlanmalı sürekli olarak parmak kaldıran ve önde oturan öğrencilere söz hakkı verilmemeli öğrencilere eleştiri kültürü kazandırılmalıdır.

Hayat ve kâinat kurallı yaşama esası üzerine kurulmuştur. Okul, öğrenciyi itaat etmeye ve uysal olmaya hayatın, okulun ve sınıfın bu kurallarına uymaya zorlar. Özgürlük aslında bireyin kendisiyle ilgili kararları alma ve uygulama, başkalarınında veya yakınlarının bu kararlara saygı göstermesi anlamındadır. Çocuğun okulda, çevrade veya evde kurallara saygı göstermesi ve uyması, otoriteye boyun eğmek, doğal olarak başkalarının isteğini yerine getirmek olarak algılanmamalıdır. Eğitim kurumları ve okul; çocuğun eğitiminde ve çocuğun hayatını ilgilendiren konularda çocuğun tercihlerine saygı göstermelidir

13- Kültürümüzde çocuğa bakış; Dayak Cennetten çıkmış, Eti Senin Kemiği Benim, Öğretmenin vurduğu yerde gül biter, Anlayışları, bizim kültür ve inanç dinamiklerimiz arasında yeri asla olmayan ifadelerdir. Çoçuk, Allahın bize bir emaneti olarak kabul edilir, aile ve toplumda özel bir yeri vardır. Çocuk aile ve toplumun en kıymetli varlıkları, hayat pınarları ve sevgi pıtırcıkları olarak kabul edilmektedir.

Dayak, Türk Islam kültüründe asla eğitim yöntemi olarak tarihin hiçbir döneminde uygulanmamıştır. Namaz kılarken boynuna binen torunu düşmesin diye namazını uzatmış bir peygambere inananlar, dayağı nasıl seçip uygulayabilirler. Akıl hastalarını yüzyıllarca dayakla tedavi yolunu seçen batının ve oryantalistlerinin üzerimize attığı iftiradan ibaret bu söz ve uygulamaların pedagoji kültürümüzde asla uygulaması veya yeri olmamıştır.

Küstüm çiçeği darbe karşısında içe kapandığı gibi dayakla içe kapanan çocuğu eğitemezsiniz. Bu uygulama yasalarımızcada engellenmiş ve suç Kabul edlmiştir. Dayak çocuk psikolojisini bilmeyen eğitim teknolojisinden habersiz ve bilgi gücü yetersiz insanların yetersizliklerini gizleyip ustün otoriteler olduklarını göstermek isteyen eğitimcilerin başvurduğu insan onuruna aykırı bir uygulamadır. Kültürümüz sevgi temelli demokratik, özgürlükçü, öğrenciyi merkeze alan bir eğitim anlayışına sahiptir.

                                                                                                           

  1. SONUÇLAR:

            Türk eğitim sistemine önerdiğimiz, yapı ve süreç boyutu yeniden yerli bilim insanlarının katılım ve tartışmasına açılmalıdır.

Yeni ve milli model olarak sunduğumuz sürecin uygulanması için öncelikli olarak öğretmenlerden, başta okul müdürü olmak üzere Milli Eğitimin her kademesine yönetici yetiştirecek “Yönetici Yetiştirme Seferberliği” başlatılmalı, öğretmen yetiştirme, ödev verme ve çantasız eğitim, yönetimde yerelleşme, değerler eğitimi ve yabancı dil eğitimi konularındaki önerilerimiz acilen uygulanmalıdır.

Eğitim sisteminin yapısı; önerilerimiz doğrultusunda başta ilkokul 4. Sınıftan başlaması gereken yönlendirme, seviye sınıflarının uygulanması, sınavların yapılması ve sınavsız sisteme uyumlu hale getirilerek sistem yeniden yapılandırılmalıdır.

KAYNAKÇA

Cornfort. F. M. Republik (1972). P.T the Post Capitalist Society. Oxford. OK: Butterworth-.

Heinemann.  s, 38

Tozlu. N. (2003). İnsandan Devlete Eğitim. Yeni Türkiye Yayınları. Eğitim Serisi: 1

Ankara.s. 39.

Fidan. N. ve Erden. M. (1993). Eğitime Giriş. Meteksan Matbaası. Ankara. s.78.

Taşdelen. V. (2012). Eğitimde Ezberleme ve Anlama, Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, S. 143,

Özden. Y. (2005). Öğrenme ve Öğretme. Pegem A Yayıncılık.7. Baskı s.27. Ankara.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

Çok Okunanlar

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

Haber Scripti: Medya İnternet | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom