Musa’nın Asası mı, Karun’un Hazinesi mi?
Dünya, tarihin tozlu sayfalarından fırlayıp gelmiş bir trajedi sahnesini andırıyor. Bir yanda "Neredesin ey Musa?" nidaları yükselirken, diğer yanda modern çağın Firavunları, ellerinde ileri teknoloji silahlar ve stratejik dosyalarla kıtalar arası bir satranç oynuyor. Bugün karşımızda duran tablo; sadece sınırların değiştiği bir harita kavgası değil, medeniyetlerin ve inanç sistemlerinin karşı karşıya geldiği devasa bir kırılmadır.
Rusya-Ukrayna savaşı, aslında daha büyük bir planın ilk hamlesiydi. Batı bloku, Rusya’yı Ukrayna bataklığına çekerek Moskova’yı askeri ve ekonomik olarak pasifize etmeyi hedefledi. Rusya’nın bu denklemde "meşgul" edilmesi, İsrail ve Amerika’nın bölgedeki en büyük direnç noktalarından biri olan İran’a odaklanmasının önünü açtı. Ukrayna’da susturulan bir Rusya, Ortadoğu’da eli kolu bağlanmış bir savunma hattı demektir.
Bugün Amerika ve İsrail’in İran üzerindeki baskısı, yalnızca nükleer başlıklar veya bölgesel nüfuz kavgasıyla açıklanamaz. İran’a yönelik her müdahale, bölgedeki jeopolitik dengeleri altüst ederken, aynı zamanda küresel bir kaosun fitilini ateşliyor. İsrail’in güvenlik doktrini ile Amerika’nın enerji koridoru arzusu birleştiğinde, hedef tahtasına oturtulan sadece bir devlet değil, koca bir coğrafyanın iradesidir
Asıl üzerinde durulması gereken nokta, İran’a yönelik olası bir topyekûn savaşın toplumsal algıda yaratacağı etkidir. Bu savaş, teknik olarak bir devletler arası çatışma gibi görünse de, İslam coğrafyasında "Müslümanlığa karşı topyekûn bir saldırı" olarak okunmaya adaydır. Batı’nın seçici adaleti ve bölgedeki kutsallara yönelik pervasız tutumu, İran’ı aşan bir dayanışma ruhunu veya büyük bir infiali tetikleyebilir.
Savaşın dosyaları arasında sadece füzelerin menzili değil, bir inancın onuru da yer almaktadır. Eğer bu ateş durdurulmazsa, mesele bir rejim meselesi olmaktan çıkıp, tüm İslam dünyasının varoluşsal bir mücadelesine dönüşme potansiyeli taşımaktadır.
Kıtalar gezen bu savaş baronları, dünyayı bir yangın yerine çevirirken unutulan bir gerçek var: Tarih, Firavunların ihtişamını değil, hakikatin mütevazı ama sarsılmaz galibiyetini yazar. Bugünün dünyasında "Musa" olmak; adaleti haykırmak, mazlumun yanında saf tutmak ve bu kirli oyunun perdelerini aralamaktır.
Yarın çok geç olmadan, bu kanlı satranç tahtasını dağıtacak bir iradeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Mİlli birlik ve beraberliğe, iç cephenin sağlamlaştırılmasına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var