Demir KURTBEYOĞLU Eğitim Bilim Uz.  Eğitim Müfettişi

İran-Amerika ve İsrail Savaşının Düşündürdükleri

Demir KURTBEYOĞLU Eğitim Bilim Uz. Eğitim Müfettişi

İran- Amerika ve İsrail savaşı ile dünyada ve bölgemizde dengeler yeniden değişebilir, bunun işaretleri şimdiden görülebilir.  18 günlük İran- (Amerika ve İsrail) Savaşı; komşumuz İran’ın haklı gerekçelere dayalı kendini savunma nihayetinde savaş, yetenek ve yeterliliği (teknoloji kabiliyeti, kararlılık ve haklılık) aynı zamanda dünyayı da şaşırtmış durumdadır. İran yenilmez güçlere karşı büyük bir mücadeleyi başlatmıştır.  Bu savaşın İran’ın lehine emperyalistlerin aleyhine sonuçlanması durumunda ise büyük Ortadoğu (BOP) Projesini ve Ortadoğu’da mikro bölünmelerin de sonunu getirebilecektir. Çünkü bu savaş Ortadoğu’da dengeleri yeniden ulus devletler lehine değiştirebilecektir. Yani BOP parçalanacak, stratejik derinlik yok olacaktır.  Bu durum, yakın tarihte coğrafyada karışıklıkların önlenmesine, yersiz çatışmaların sonlanmasına ve İsraillin bölgeden elini eteğini çekmesine neden olabilecektir. Savaşın uzaması ve Amerika’nın üstleri vasıtası ile aldığı darbeler, karizmasını çizdirmiştir.

Amerika’nın karizmasının çizilmesi, Arap ülkelerinin düştüğü durum, bölücü terör örgütlerinin içine düştüğü çaresizlik, açıkçası Ortadoğu’da Amerikan ağırlıklı   dengelerin değişmesine neden olabilecektir. Dolayısı ile dünya üzerindeki yerleşik hakimiyetlerin de tartışılmasına ve Amerika’nın küreyi arzda güç kaybetmesine neden olabilecektir.  

Karizması çizilmiş Amerika ile şehirleri harap olmuş, aldığı darbelerle önemli ölçüde sendelemiş bir İsrail’in bundan böyle vadedilmiş topraklardan çekilebileceği düşünülebilir. İsrail’in gücünün kırılması ile birlikte, Ortadoğu’da birtakım değişikliklerin olması kaçınılmazdır.  Dolayısı ile Ortadoğu coğrafyasında bu savaşın İsrail aleyhine sonuçlanması ile birlikte yanı başımızda neler olabilir ona bakmalıyız; Birincisi bu savaşın gözlenen ve görülebilen birlikte yanı. İran, ülkemizin doğu sınırında ve kuzey batı Azerbaycan ile de sınırdaştır.  İran ile geçmişe dayalı güçlü tarihten gelen ilişkilerimiz vardır. Çünkü tarihte birçok Türk devleti İran’da kurulmuştur. Bunlardan en önemlisi Büyük Selçuklu devletidir ve Selçuklu İran’da kurulmuştur. İkincisi 35-40 milyon soydaşımız (Anadolu Türkleri ile İran Türkleri oğuz boyudur; yani, aynı boydandır.) İranlıdır. İran; İran Türklerinin   öz vatanlarıdır.  Başbakan, cumhur reisi, bakanların ve komutanların bir kısmı Türk’tür. Bu sosyolojik kabul, İran Cumhuriyeti ile olan kardeşliğimizin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Rejim veya yönetimsel sorunları ayrı bir meseledir, kendilerinin iç meselelerdir. Rejim ve demokrasi sorunları kardeşliğimizi bozmamalıdır. Devletler arası ilişkiler çıkara dayalıdır.

İkincisi İran şu anda bölge ülkelerinin güvenliğini tehlikeye atan, Ortadoğu’da (yaklaşık 100 yıldır) karışıklık ve çatışmaları körükleyen Amerika ve İsrail ile savaşmaktadır. (Ülkemizde Siyonizm’i protesto eden, her fırsatta İsrail karşıtı olduğunu söyleyen, bu söylev ve mitinglerle yıllarca oy devşirenlerin bu savaşta Amerika ve İsrailli gereği gibi kınayamadıkları ise ayrı bir vahamettir. Burada çokça soru da akla gelebilmektedir.   Emperyalizm karşıtı olduğunu her fırsatta seslendirenlerin de bu savaşta İran da ki rejimi yahut mezhebi öne sürerek, nötr kalmaya çalışmalarını da anlamak zordur. Oysa Türk milleti tarihten gelen islamla özdeş yapısı gereği, duruşu nettir ve net olmalıdır. Çünkü biz millet olarak Müslüman bir milletiz ve inançlarımızın gereği zulmün yanında, ortasında değil (iki tarafa eşit durmak zulme dolaylı olarak destek olmak demektir.) mazlumun yani zulme uğrayan taraftan yana    tavır almak zorundayız.  Bu tavır, bizi saygın bir konuma yükseltecektir. Zulmü (ABD, İsrail, Filistin’de 70 bin öldürülen insan) yapanlarla iş tutmamalıyız. En azından İspanya Başbakanı kadar tepki gösterebilmeliydik.  İspanya kadar tavır gösterememek, nötr kalmak Türk milletinin tarihsel geleneğine uymamaktır. Gerek insan olarak gerek Müslüman olarak bu yaklaşım sergilenmeliydi. İnsanlığımızın gereği ve yukarda saydığım nedenlerden dolayı nötr kalmak, bize yakışmamaktadır.

Üçüncüsü hepimiz biliyoruz ki elli yıldan beridir pkk terör örgütü Amerika ve İsraillin yardımı ile güçlendi, destek aldı ve 40-50 bin insanımızı öldürdü, ülkemizin kalkınmasını önemli derecede engelledi. Çok canlar yandı.   Şimdi bu savaşın (İran İsrail) kime ve kimlere karşı yapıldığı sanıyorum bu cepheden baktığımızda daha iyi anlaşılmaktadır. Terör örgütü pkk ve yandaşlarının da arka plandaki kaynağının, desteğin (İsrail-Amerika) kesilmesi ile birlikte terör ve seviciliğinin tarihin çöplüğüne dönüşebileceğini de dikkatten kaçırmamak   gerekir.

Buradan şu anlaşılmaktadır; İsrail’in vadedilmiş topraklar meselesi ve buna bağlı ülkemizde yaşanan terör olayları bize emperyalizmin yanında değil, kardeş ülke İran halkının yanında olmayı gerektirir. Bu bizim ve ülkemizin çıkarlarına daha uygundur.  Bu durum bütün çıplaklığı ile ortadır. Ayrıca savaş gösterdi ki, Amerika ve İsrail yenilmez değildir. Değişen yenilmezlik algısı bu ülkeleri ve yandaşlarını da fena sarsacaktır.  Karizma fena çizilmiştir. Bütün bu yaşananların ardından Arap ülkelerinin düştüğü durum ise ayrı bir felakettir.

Açıkçası dünya yeni bir paradigmaya doğru evrilmekte, doğurabileceği sonuçları itibari ile de yeni güç dengeleri ortaya çıkabilecektir.     Ülke olarak, gelişmeleri doğru okumak, bu yaşanan gelişmeleri doğru anlamlandırmak ve milletin yönünü, gelecek yönlü çizmek önemli olmaktadır. Bunun için tarihi derinliklerimize bakmak, geleceği doğru okumak ve yeni dünyanın resmini milletimizin yararına çizmek gerekir. Dolayısı ile bundan böyle dünya çok şeye gebe olduğu anlaşılmaktadır. Türk milletinin feraseti aydın ilim ve bilim insanlarına, her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır.

 İbrahim Hakkı Hazretlerinin dediği gibi, bakalım ‘Mevla neyler, neylerse güzel eyler’.  Hoşça kalın.  
 

Yazarın Diğer Yazıları