Ülkemizin geldiği noktada değerlerin aşınması, ahlaki yozlaşma, ekonomik ve sosyal çalkantılar; günümüz insanını, derinden sarsmakta ve bu durum, her geçen gün milletçe yeni buhranlara yol açmaktadır. Milletimiz adeta travmalar yaşamaktadır. Bunun sonucu aileler çözülmekte, boşanmalar artmakta, evlilikler azalmakta ve ailelerin çocuk sayısı, doğurganlık giderek azalmaktadır. Sonuçlarını hep birlikte görmekte ve yaşamaktayız. Dolayısı ile toplumsal çözülmüştük ve buna bağlı sorunlar da giderek artmaktadır. Ülkemizin içine düştüğü bu ve benzer durumlar, tedbir alınmadığı taktirde milletçe istenilmeyen yıkıma neden olabilecektir.
Görüldüğü gibi yaşanan ve yaşanmakta olan dramatik olayların sonucunda cinayetlerin arttığı, yolsuzlukların çoğaldığı ve ülke sathına yayılmaya başladığı, hatta kısmen kötü örneklerin toplumda karşılık bulduğu görülmektedir. Yine kadın cinayetlerinin arttığı bu günlerde, uyuşturucu kullanımının yaş ortalamasının da giderek düşmesi doğrusu toplum adına ayrı bir faciadır. Bütün bu benzeri olaylar, milletçe tehlikeli ve ciddi bir ahlaki çöküntü ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.
Bir başka felaket yüce dinimizin siyasete alet edilmesi ve gündeme ilişkin siyasi malzeme yapılmasıdır ki, bu da kanımca ayrı bir felakettir. Burada da hiç olmayacak kadar yozlaşma yaşanmaktadır. Toplumun geldiği noktada yaşanan ahlaki yozlaşmanın, gençlerde bir kırılmaya neden olduğu ve dinden uzaklaşmalarına da sebep olduğu görülmektedir. Özellikle ateizmin (Yaratıcının varlığını reddetmek) ve deizmin (islamın mesajlarını bütün bir insanlığa ulaştıran ve övülen peygamberi reddetmek) toplumda karşılık bulmasına neden olmuştur. Bu durum islamdan uzaklaşmayı beraberinde getirmiş ve itikadi meselelerde yıkıma neden olmuştur. Ülkemizi yöneten erkin takip ettiği yol ve yöntemler de bu vesile ile iflas etmiştir. Bir çıkmaz yola girilmiş ahlaki ve imani meselelerde yıkıma neden olmuştur. Ülkeyi yöneten gücün özellikle Türklükten kaçış planı ve ne olduğu belli olmayan çoğulculuk gibi yapılanmaları tercih etmesi ülkemizin birlik ve dirliğine yönelik maalesef ilerde telaffuzu zor parçalanmalara neden olabilecektir. Ulus devletten ayrılma toplumsal bütünlüğün bozulması, bizi biraya getiren kültürel birlikteliğin kaybolması demektir.
Doğrusu bu durum toplumun ruh ve ideallerinin de giderek aşınmasına neden olabilecektir. Çözüm Atatürk’ün ifade ettiği ve anayasada belirtilen Türk milliyetçiliğine bağlı kalmak ulus devlet bilincini yaşatmak, İslam’ı Hz. Peygamberin insanın ruhuna akan şekliyle mesajlarıyla yeniden anlamak ve anlamlandırmak; Anadolu evliyalarının açtığı yolda yürümektir. Doğrusu Türkistanlı Ahmet Yesevi, Anadolu’da yetişen Yunus Emreler, Hacıbektaş’ı veliler, “Ne olursan ol gel diyen” Mevlanaların mesajlarına bağlanmaktır. İslam’ı kuru nutuk, siyasal simge ve gösterişten uzak, siyasete malzeme yapmadan gerçeğine uygun yaşamak ve yaşatmaktır. Çünkü siyasal İslam (Mısırda Müslüman kardeşler örgütü, ırak ve Afganistan’da el kaide benzeri örgütler), dünyada akamete uğramış ve terk edilmeye başlanmıştır. Bu mesele de araştırmacılar için ayrı bir konu olarak görülebilir. Bu konu içeriği bakımından yazımızın muhtevasını aşar.
Milletçe sarsıldığımız diğer bir konu ise ekonomidir. Ekonomide siren sesleri çalmaktadır. İflas eden işletmelerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Ülke genelinde uygulanan politikalar ekonomiyi işin içinden çıkılamaz hale getirmiştir.
Topraklarımızın, limanların, fabrikaların, değerli madenlerin satılması ise ülkemiz adına başka bir ihanettir. Milletçe bu durumu her geçen gün acı çekerek izlemekteyiz. Maalesef kahrolarak izlediğimiz ve gördüğümüz budur. Çünkü ciddi varlıkların, zaman içerisinde elde edilen kazanımların satılması yok oluşun ayak sesleridir. “Üretmek ve satmak” yerine; “tüketmek ve ithal etmek”, finansa dayalı girişimler memleket ekonomisini işin içinden çıkılamaz hale getirmiştir. Bu da ayrı bir çalışma konusudur, önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Çünkü ekonomi geniş çerçeveli etkilediği ve etkilendiği alanlar bakımından geniş çerçeveli ve derinlikli bir konu olduğundan kapsamlıdır. Alanın uzmanlarına bırakılmalıdır.
Bir başka konu Türk gençlerinin çaresizliği ve arayışlarıdır. Yok edilen kaynaklar, plansız uygulamalar, üretmek yerine dışardan temin etme gibi yaptırımlar, gençlerin iş alanlarını mesleki gelişimlerini ve yeteneklerini kısıtlamıştır. Bu durum ülke dışına çıkmayı gençler açısından gaye haline getirmiştir. Her geçen gün genç yeteneklerimizi ülke dışına yani, ekonomisi gelişmiş ülkelere kaptırmaktayız. Bundan daha vahim olanı ise bu gerçeklerin üzeri medya (sosyal medya, çeşitli basın yayın organları ve görüntülü yayınlardır.) ile örtülmektedir. Sabah programları tam bir rezalet olarak milletin kalbine akmakta, akşam Programları ise Türk kültürüne yakışmayan ahlaksızlığı teşvik eden dizilerle ve mafya özentileri ile doldurulmaktadır. Ne acıdır ki, medyanın yönetimi, kontrol ve denetimi bu durumdan en çok yakınan ve yakınması gereken (muhafazakâr olduğunu iddia eden hükümet güçleri tarafından yönetilmektedir) iktidar güçleri tarafından kontrol edilmektedir. RTK bu anlamda bir üst kuruldur ve ülkemizi yöneten erke bağlıdır. Toplumu doğru yönde aydınlatması gereken (görsel basın) bu araçların hali manidardır. Bu ve benzeri sorulara vereceğimiz cevaplarla toplum olarak, nereden ve neden bu hale geldiğimizi çok daha iyi anlayabiliriz. Bir başka gerçek ise hukukçular adaletsizliği; diyanet ahlaksızlığı ve islam dinin yozlaşmasını, aydınlar liyakatsizliği ve toplumsal yozlaşmayı, dillendirmemekte susarak nötr (üç maymun hikayesini sanıyorum hepimiz biliriz) kalmayı tercih etmektedirler.
Ülkemizin bu duruma düşmesinin ana nedeni ise açıktır, herkesin anlayabileceği yönetim erkini elinde bulunduran ve ülkemizin çeyrek asır yönetimini gerçekleştiren malum güçtür. Koskoca bir ülke saraydan idare edilmektedir. Saray ve çevresi karar alıcıdır. Hepimiz biliyoruz ki Osmanlı imparatorluğu saraylar yapıldıktan sonra göçmüştür. Saraylar koskoca imparatorluğun da sonunu getirmiştir. Doğrusu tarihten çıkaracağımız önemli dersler vardır. Merhum Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi “hiç ders alınsaydı tekerrür mü ederdi” Burada parantezi kapatarak bir şey daha söylemek istiyorum. Saygı ve sevgilerimle,,,,,,