Nuri GÜRGÜR

İran'daki Kitlesel Tepkilerin Anlamı

Nuri GÜRGÜR

Aralık ayının son hafta sonunda, Tahran’da başlayan yönetimi protesto eylemleri kısa zamanda genişleyerek çok sayıda kente yayıldı. Başbakan Pezeşkiyan ilk başta göstericilerle anlaşarak sıkıntılara önlem almaya, sertlikten kaçınmaya çalıştı. Fakat olayları durduramadı ve kenara itilmiş oldu. Ülke genelinde devam eden gösterilerde üç bine yakın can kaybı olduğu ifade ediliyor.

Kendini “dünyanın kralı” ilân eden Trump gelişmeleri izlediklerini, müdahale edebileceklerini söyledi. Fakat bu yöndeki bir eylem Venezuela’daki gibi sınırlı kalmaz, bölgede hüküm süren karmaşayı patlatır, yaşanan karmaşa kontrolden çıkar. Bundan sadece İran değil bölge ülkelerinin tümüyle birlikte çok sayıda ülke büyük zarar görür.

İran, tarihiyle, kültürüyle, dinî ve etnik özgün yapısıyla bölgede çok etkili ve önemli bir ülkedir. Asırlardan beri Fars milliyetçiliğiyle Şia inancının bileşkesi (harmanlanması) olan politik çizgisini değiştirmedi. 1979’da muhalifler Humeyni’nin liderliğinde Şah yönetimini devirerek iktidara geldiler. Şii din adamları mollalar eyleminin “İran İslâm Devrimi” olduğunu ilân ettiler. Teokratik bir yönetim oluşturdular. Şia mezhebî esaslar çerçevesinde düzenlenen yönetim piramidinin en yukarısında “Velayeti Fakih” konumundaki dinî ve siyasi yetkilerin tümüne sahip “Yüce Dinî Lider” bulunuyor. O’nu 8 kişilik “Uzmanlar Kurulu” seçer. Bu Kurul 8 yılda bir, isimlerini Anayasayı Koruma Komitesi’nin belirlediği ve halkın oylarıyla seçilen 198 Şii din adamından oluşur. 1989’da 50 yaşında bu makama seçilen Ali Hamaney 37 yıldır ülkesini yönetiyor. Dışişleri, Savunma, istihbarat, Devrim Muhafızları, Bilim ve Ekonomik kurumları “Yüce Dinî Lider” tarafından yönlendirilir.

Şia otokrasisinin bir alt ayağında cumhurbaşkanı vardır. 4 yılda bir isimlerini Anayasayı Koruma Kurulu’nun belirlediği adaylar arasından halk tarafından seçilir. Ama Yüce Dinî Liderin vesayetine bağımlı olduğundan inisiyatif kullanamaz. Halkın oylarıyla seçilen Meclis’in durumu da Cumhurbaşkanı gibidir. Buralara aday olacakları belirleyen Adaleti Koruma Konseyi’nin 12 üyesinin 6’sı Yüce Lider, 6’sı Yüksek Yargı Başkanı tarafından belirlenir. Yargı Başkanını da Yüce lider atamıştır.

Devrim Muhafızları, ordunun yanı sıra silahlı ve geniş yetkilere sahip, doğrudan dinî lidere bağlı bir örgüt; istihbarat, iç güvenlik ona bağlı, ayrıca ekonomi yönetimi ve şirketler üzerinde ağırlıkları var; doğrudan dinî liderden emir alıyorlar. İran otokrasisi kendine yenilenebilecek enerji üretemiyor, hızla yozlaşıyor. Ekonomi büyük petrol gelirine rağmen çöküyor. Yolsuzluk, kayırmacılık, neopolitizm ciddi bir denetim sistemi olmadığından engellenemiyor. “Bizimkiler ve diğerleri” ayrımı bütün teokrasilerde olduğu gibi İran’da da etkili.

Fars milliyetçiliği ve Şia inancı İran’ın devlet politikasında her dönemde etkili ve belirleyici oldu. Bu durum İslâm devrimi iddiasıyla iktidara gelen teokratik dönemde de değişmedi. Tahran, Türkiye’yi daima kendilerine rakip olarak gördü. Irak ve Suriye’de yaşadığımız sorunlarda çoğu kere karşımızda yer aldı. PKK kırk yıldır Kandil’in İran tarafındaki kısmında barınıyor. İran’ın bu tavrında, Tebriz merkezli bölgede, 30 milyon civarındaki güney Azerbaycan Türk’ünün varlığından daima tedirgin olmasının da kuşkusuz büyük etkisi var. Nitekim Tahran benzer nedenlerden ötürü Bakü’ye karşı Ermenistan’ın yanında yer almayı tercih etti.

Fakat Türkiye, İran’ın bağnazca tutumuna rağmen Trump’ın çılgınca bir girişim yapmasını engellemek için elinden geleni yapmalıdır, rasyonel bir politika izlemelidir. Çünkü dış müdahale iktidardaki teokratik rejimi çökertmez; tam tersine bugün karşısında yer alan kesimlerin millî dayanışma psikolojisiyle yaşadığı zorlukları bir kenara bırakarak yönetimin yanında yer almasına yol açar. İsrail 12 Gün Savaşı’nda bunu gördüğünden şu sırada müdahaleye sıcak bakmıyor. 

İran’da 47 yıldır tek yetkilinin dinî liderin olduğu İran otokrasisi durum muhakemesi yapar mı, üç bine yakın insanın can verdiği kitlesel tepkilerin nedenlerini görüp önlemler almaya yönelir mi, mezhebî fanatizmin etkilerini fark eder mi? Bu yönde bir tavır değişikliği olmadığı takdirde İran’daki toplumsal huzursuzluğun hızla tırmanması kaçınılmaz hâle gelir. Rejim, halkın tepkilerine direnemez. İran’daki olaylar demokrasinin, hukuka bağlı devlet olmanın, bağımsız ve tarafsız yargının ne kadar önemli ve değerli olduğunu bir kere daha gösteriyor.

Bu yazı daha önce Sn. Nuri GÜRGÜR'ün Sosyal medyasında (Facebook) yayınlanmıştır.

 

Yazarın Diğer Yazıları