“Bayrak gökte mührümüz, bayrak hâkimiyettir”
Bayrak; devlet demektir, bayrak ebediyettir”
Bayrak millî haysiyet, bayrak mensubiyettir”
-Mehmed Güneş -
Suriye’deki son gelişmeler, gövdesini PKK/YPG’nin oluşturduğu SDG’nin Halep’teki yenilgisinin Suriye’nin Kuzeydoğu Bölgesinde üç günde hezimete dönüşmesi, Suriye ordusunun ve hükûmeti destekleyen Arap aşireti güçlerinin terör örgütünün merkezi konumundaki Haseke kapılarına dayanması, terör örgütü mensupları ve destekleyenlerinin üzerinde tam anlamıyla “şok” etkisi yaptı. Son ana kadar ABD’nin müdahale etmesini beklediler. Emperyalistlerin ipiyle kuyuya inip hedeflerine ulaşacaklarından emindiler, ama kuyunun dibinde terkedilmiş oldular.
Terörün Kandil’deki kaşarlanmış baronları bu hezimeti muhtemelen bazı gerekçeler üretip sorumluluğu her zamanki gibi birilerinin sırtına yükleyecekler. Ama uzun zamandır Suriye’de özerk, etnik, terörist devlet kurmaya angaje olan örgütün, ülkemizdeki PKK yandaşı partizanlarının bu şoku atlatmaları kolay olmayacak. Çünkü 2024 Ekim ayında uygulamaya konulan yeni çözüm sürecinde baş döndüren gelişmeler yaşandı. Öcalan, terörist başılıktan kurucu lider konumuna getirildi. Komünyondaki parti temsilcileriyle bir masa etrafında oturularak istişare edildi. Umut hakkından ne zaman yararlanacağı konuşulmaya başlandı. Nereyle bağlantılı olduğunu herkesin bildiği DEM, siyasi tabanından yararlanma hesabı yapan partiler tarafından yakınlık kurulmak istenilen merkez haline geldi. Hatta “üçüncü ortak” diye tanımlayan bile oldu.
DEM, hiçbir yetkisi olmadığı halde Suriye Hükûmetinin icraatlarına müdahaleye kalkıştı. Kandil'in talimatlarına uyarak Şam yönetiminin ülkenin bütünlüğünü sağlamak, SDG’nin bölücü ve etnik devlet kurmasını engellemek maksadıyla uyguladığı politikayı eleştirmeye kalkıştılar. Türkiye adına bu politikayı destekleyen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı istifaya çağıracak kadar küstahlaştılar. Ancak Suriye Hükûmeti kararlı şekilde yoluna devam etti. Sonuçta yaşananları yakından izledik.
SDG, önce Halep’te direnmeye çalıştı. Günlerce süren şiddetli çatışmalarda Suriye birlikleri başarılı oldu. SDG’nin çekilmesi stratejik Halep ile sınırlı kalmadı. Çünkü Ahmed Şara Hükûmetinin askerî güçleri operasyonu ısrarla sürdürdüler. Bu döneme kadar YPG’nin baskısıyla SDG’nin yanında görünen Arap aşiretler durumun değişmesi üzerine Şam yönetimi birliklerinin yanında operasyona katıldılar. SDG’nin çok güvendiği ABD'den neden destek alamadığını Tom Barrack açıkladı: “SDG'nin misyonu bitti, DEAŞ ile mücadeleyi artık Şam yürütecek.”
PKK, YPG, SDG yani Suriye’de Kürt devleti kurma girişimi bu bozgunla birlikte ve ABD'nin değişen stratejisiyle çökmüş bulunuyor. Türkücü Şivan Perver’in “size güvenmiştik, bizi sattınız” diyerek ağlamasının, DEM kesiminin karalar bağlamasının, Nusaybin'de sergiledikleri iğrençliğin yararı yok. Türkiye’nin kararlı desteğini arkasına alan Suriye devleti, hem masada hem sahada kazandı. Bu tablonun etkisiyle Orta Doğu’da dengelerin değişmesi muhtemeldir.
DEM Partinin grup toplantısını Nusaybin’de yapma kararı tam anlamıyla Türkiye’ye düzenlenen sinsi bir kışkırtma (provokasyon) girişimidir. Suriye bozgunuyla moralman yıkılan KCK örgütü, toparlanmak için başka çare bulamayınca “genel seferberlik” ilanı gibi kepazeliğe kalkıştı. İradelerini Kandil’e teslim eden DEM yöneticileri bu emrin gereğini yapmak için Nusaybin komplosunu düzenlediler. Toplantı öncesi hududa üç yüz metrelik mesafede yürüyüş gösterisi yaparak mensuplarına nasıl hareket edeceklerinin işaretini verdiler. Toplantıdaki konuşmalarıyla topluğu kışkırttılar, ortamı gerdiler. Böylece kalabalığın hududun tel örgülerini yıkarak Kamışlı tarafına geçmesini sağladılar. Bu karmaşada bazılarının bayrak direğine tırmanarak Türk bayrağını indirmeleri elbette hainliktir, ahlâksızlıktır, alçaklıktır.
Bu rezaletin asli sorumluları ve failleri DEM’in “eşbaşkan” sıfatını taşıyan iki kişi ile yönetim kuruludur. Bunlar Türkiye devletini, Kandil’deki elebaşıları gibi etnik ve ideolojik hasım olarak görüyorlar, hiçbir aidiyet duygusu taşımıyorlar. Asırlardır bu topraklarda aynı dine mensubiyet bilinciyle yaşayan, bu manevi iklimin oluşturduğu yaşayış tarzını, örf ve adetleri paylaşan, ailevi ve sosyo-kültürel ilişkilerle kaynaşıp huzurlu ve mutlu olan Türk ve Kürt’lerin arasına fitne tohumları ekmeğe çalışan PKK’lı teröristler amaçlarına ulaşamadılar, etnik ayrışma ve düşmanlık yaratamadılar. Şimdi bunu siyasi kanallardan siyaset yöntemiyle yapmak için fırsat kolluyorlar.
Bölgede dengeler değişirken, terör örgütü Suriye’de uğradığı bozgunun şokunu yaşarken ülkemizde düzenleyecekleri tuzaklara düşmemek için uyanık olmalıyız. Seçim hesaplarıyla DEM’i itibarlı bir muhatap yapmayı kimse düşünmemelidir. Nusaybin rezaleti birkaç kınama cümlesiyle geçiştirilmemeli, hükmen hesabı sorulmalıdır.
Bu yazı daha önce Sn. Nuri GÜRGÜR'ün Sosyal medyasında (Facebook) yayınlanmıştır.