“Kahvemi Talas’ta (Kayseri Amerikan Koleji) içeceğim” Yunan General Trikopis’in, Temmuz 1921’de Eskişehir’i aldığında söylediği söz.
30 Ağustos 1922 Yunan subayları ile birlikte Uşak’ta Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkarılan Trikopis, Gazi’nin beraberindeki Fevzi Paşa ve İsmet Paşa tarafından ayakta karşılandı. Trikopis ’in elini uzun süre tutan Mustafa Kemal Paşa, “Üzülmeyin general; askerlikte mağlup olmak da var. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Siz bizim misafirimizsiniz” diyerek teselli verdi.
Ve ardından Yunan komutana sözlerini hatırlattı: “Hatırladığım kadarıyla İzmir´e çıktığınızda Talas´ta kahve içeceğinizi söylemiştiniz. Sizi, arkadaşlarınızla Talas´a gönderecek ve bu arzunuzu yerine getirmiş olacağız!...”
İngiltere, Fransa ve ABD’nin; tüm destekleriyle 6 Mayıs 1919'da İzmir’e çıkan Yunan ordusunu kimsenin durduramayacağını ve Kayseri'ye kadar giderek Talas'ta kahve içeceklerini söyleyen Trikopis böylece kahve içmek nasip oldu ancak esir olarak!?...
Tarihler 15 Mayıs 1919 gösterdiğinde; peş peşe ve aynı anda dört önemli olay gelişiyordu. İlki; İzmir Limanı’ndan karaya çıkan Yunanlıları karşılayan Rumlar, Punta’da (bugünkü Basmane) bayram havası estiriyor ve zafer sarhoşluğuyla sağa sola saldırıyorlardı.
İkincisi; İzmir Patrik temsilcisi Hrisostomos; zevkten dört köşe, ellerini ovuştura ovuştura Yunan komutanını haçıyla takdis edip ve ayaklarına kapanarak;” evlatlarım ne kadar Türk kanı içerseniz, o kadar sevaba giresiniz.” diyerek Yunan komutanının çizmelerine yüzünü sürüyordu.
Üçüncüsü; uzun boylu cevval bir genç; bu afralı, tafralı sevinçten çığlık çığlığa olan topluluğu; atının üzerinde;” zafer kazanmış komutan edasıyla” seyreden Albay’a silahını doğrultup ateşleyip attan aşağı; topluğun ayakları dibine yuvarlıyordu. O kişi asıl adı Osman Nevres olan Hasan Tahsin’di. İşte tam o süreçte ve o anda Mustafa Kemal’ de Kurtuluş için Anadolu’ya gitme hazırlıklarını tamamlıyordu.
19 Mayıs 1919’ da Samsun’ dan Havza mitingine, Amasya Tamimi, Erzurum Kongresi, dönüşte Amasya Genelgesi, Sivas Kongresi ve nihayet TBMM’nin açılış ve işgal ordularıyla amansız bir savaş, kanlı bir ölüm kalım mücadelesi; ”Ya İstiklal ya ölüm!...” Birinci İnönü, İkinci İnönü derken; Viyana Kuşatmasından beri hep geriye çekildiğimiz, hep toprak kaybettiğimiz ve Sakarya Meydan Muharebesi ile; “Hattı müdafaa yoktur, sattı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır!...” diyerek; artık taarruza kalktığımız Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile son veriyorduk…
İngiltere, Fransa ve ABD’nin desteklediği Yunan orduları; Mustafa Kemal’in; “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir!” emri ile; tam 3 yıl Ege bölgesini yakıp yıkan, çocuk, kadın demeden insanları camilere doldurup ateşe veren, kasabaları, köyleri tahrip edip yaşanmaz hale getiren; kısacası Eskişehir’e kadar olan bölgeye kan kusturan, Bursa ve Bilecik’te Ertuğrul, Osman ve Orhan Gazi’nin türbelerini tekmeleyen Yunan komutanlar ve orduları ile birlikte ülkeden temizleniyordu.
30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ nin asıl adı: "ص Harekâtı" ydi. Düşmanı aynen bu harf şeklinde kuşatarak, çengel harekâtı ile mağlup etmekti. “''Derhal Fevzi ve İsmet paşaları çağırınız!'' dedim. Üçümüz toplandık, vaziyeti bir daha mütâlea ettik ve katiyetle hükmettik ki, Türk'ün hakikî halâs güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şaşaasıyla tulû edecektir.” Gazi Mustafa Kemal
Büyük Taarruz 14 Ağustos 1922'de kolorduların Batı’ya doğru yürüyüşe geçmesiyle başlayan, 9 Eylül 1922’ de Türk Ordusunun İzmir’e girmesine kadar süren taarruz sonunda; ertesi günü, sabahın erken saatlerinde Başkumandan Mustafa Kemal muharebe meydanını dolaşıyordu. Gördüğü manzaradan oldukça üzgün ve muztaripti. Binlerce düşman cesedi ve birbiri üstüne yığılmış yüzlere topçu hayvanı, terkediliş toplar, cephaneler...
Bu elim manzarayı bir müddet seyrettikten sonra: - “Bu manzara insanlığı utandırabilir! dedi. “Fakat meşru müdafaamız için buna mecbur olduk. Türkler başka milletlerin vatanında böyle bir harekete teşebbüs etmezler...” Biraz ileride, topların arasında yerde bir Yunan bayrağı terkedilmiş, duruyordu. Gözüne ilişti. Eliyle bayrağı işaret ederek: “ Bayrak bir milletin istiklâl alâmetidir. Düşman da olsa hürmet etmek lâzımdır. Bayrağı oradan kaldırıp topun üzerine koyunuz!” dedi.
Başkomutanlık Meydan Muharebesi Kütahya'ya bağlı Dumlupınar yakınında 30 Ağustos 1922’de Türk ve Yunan ordusu arasında yaşandı. Bu meydan savaşı yapıldığı yer olan Dumlupınar ile adıyla da anılır Kurtuluş Savaşı’nın son büyük savaşı ve Türkiye açısından zaferini simgelediği için “Zafer Bayramı” adıyla ulusal bayram olarak kutlanıyor…Saygılarımla…
30 Ağustos Başkomutanlık Zafer Bayramı Kutlu Olsun!...