ÇÖZÜLEMEYEN KÜRESEL SORUNLAR - Recep ÖREK

ÇÖZÜLEMEYEN KÜRESEL SORUNLAR


Yüzyılımıza ötelenen dünyadaki ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar henüz çözüme kavuşamadı. Hatta bazı sorunlar daha da ağırlaştı. Modern dünyanın daha hümanist bir gelecek sunacağı düşüncesi -umudu bir iyi niyetten ibaret olduğu görüldü. Bırakın kronikleşmiş sorunlara çözüm üretmeyi, dünyayı sömüren ülkeler daha da güçlendi. Yoksulluk, anti demokratik uygulamalar, insan hakları gibi birçok sorun daha da katmerlendi. Yani bu cephede değişen bir şey yok. Ezilme, sömürü, eşit vatandaşlık gibi toplumsal vizyona konulan kavramlar daha çok yara aldı.
Örnek mi? Filistin, Afrika, Güney Amerika, Asya ve Orta Doğu'daki birçok ülke yaşamsal sorunlarla daha çok boğuşuyor. İktidar mücadelesi, katliamlar, sınıf kavgaları, dinsel ve mezhepsel ayrılıklar ve bu sorunları besleyen Batının gayri insani tavırları ve emperyal bakış açısına odaklanan insanlık dramları dünyanın birçok ülkesinde yaşanmaya devam ediyor. 

Ötelenen çözümler ve aynı coğrafyadaki insan ilişkilerinde yaşanan algorimerik ilişkiler her gün çözümü zora sokuyor. Yaşamın zor şartlarda ve ilkel bir şekilde dizayn edildiği mezkûr coğrafyalarda zulüm ve ölüm adeta sıradanlaşmış. İsrail'in Filistin'e uyguladığı abluka ve soykırıma karşı çözüm üretemeyen birçok ülke; deterjan, kola, kahve boyutu ile çözüm üretme derdindeler. Oysa ikisi arasında o kadar derin bir orantısızlık var ki boykotla çözülemeyecek ağır bir sorundur. Daha sonuç alıcı önlemler almak gerekiyor. Konuyla ilgili bir parantez açarsak Arap ülkeleri 1967 yılındaki 6 gün savaşının psikolojik travmasını henüz atlatmış değiller. Aralarındaki görüş farklılıkları da zirve yapmış durumda. Kimi ülke İsrail ile Ekim 2023' ten önce İbrahim Anlaşması imzalamıştı, kimisi kıyısından olaylara bakıyor, kimisi de iç politikada Filistin'in durumunu dolgu maddesi olarak kullanma arayışı içinde. Bu strateji ile Filistin meselesi kısa vadede çözülmez. Daha istikrarlı ve çözümü hedefleyen politikalara ihtiyaç var.

Filistin konunun başat sorunu. Afrika’da vuku bulan askeri darbeler, yoksulluk ve salgın hastalıklarla kimsenin ilgilendiği yok. Sorunlar artarak devam ediyor. Amerika kıtasının ilk siyahi ülkesi Haiti mafya- devlet çatışmasından dolayı zor günler yaşıyor. Güney Amerika'da ekonomik ve sosyal yaşamda halen önemli sorunlar var. Daha geçen günlerde Bolivya’da  bir askeri darbe teşebbüsü oldu. Asya' da Myanmar Müslümanları, Uygur Türkleri, Rusya- Ukrayna savaşı, Afganistan'daki Taliban yönetimi ve İran'daki sorunlar 21.yüzyılda insanlık adına akla gelen ilk sorunlardır. Avrupa ve Amerika; yükselen mikro milliyetçilik, göçmen sorunları ve işsizlik gibi problemlerle uğraşıyorlar. Belki dünyanın başka coğrafyalarına göre daha müreffeh bir hayat yaşıyorlar ama onlar da eskisi gibi rahat değiller. 

Günümüz dünyasında teknoloji zirve yapmış olabilir, hatta yapay zekânın arayış serüveni chatGPT4 ile taçlanmış olabilir ancak Filistin'de masum insanlar, Afrika’da açlıktan insanlar ölüyorsa yapay zekânın da bir anlamı kalmıyor. Gelir adaletsizliği dünyanın her tarafında artıyor, iklim değişikliği, düzensiz yağış ve kuraklık nedeniyle dünyanın ekolojik dengesi bozuluyor. Genç nüfus azalıyor, savunma sanayine yatırımlar her şeyin önüne geçmiş durumda. Bunun tipik örneği Kuzey Kore'de insanlar yoksulluk ve baskıcı bir yönetim altında enjekte edilen mikro milliyetçilikle oyalanırken Güney Kore'nin teknolojisi, özellikle cep telefon ve arabaları, dünyanın her yerinde alıcı buluyor. Hangisinin daha mutlu ve refah içinde yaşadığını izah etmeye sanırım gerek yok.

Dünyanın bir kısmında refah sözcüğü kifayetsiz gelirken ve insanların ortalama ömrü uzatma yolları ararken diğer tarafta başka coğrafyalarda hayatta kalmanın mücadelesi veriliyor. İkinci dünya savaşının ağır sonuçlarından sonra kurulan teşkilatlar maalesef birkaç ülkenin haklarını korumaktan öteye geçemiyorlar. Olup bitenler karşısında NATO, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği pek caydırıcı adımlar atamıyor. Cılız sesler ve bu teşkilatların caydırıcı olmayan politika ve kararları sorunları çözmekten uzaklaştıkça her şey daha da karmaşıklaşıyor. Dünya çok kutuplu bir sürece girerken Çin gibi ülkelerin demokratik bakış açısından uzak olması ve daha çok ekonomik kazanımlara odaklanması ABD' yi tek karar otoritesi haline getiriyor. Bu da dünya ölçeğinde adaletsizliği arttırıyor.

Kapitalizmin kıskacında ilerleyen dünyadaki gelişmeler çözüm yerine her şeyi paraya, servete tahvil eden bir süreçten geçiyor. Varsıllarla yoksullar arasındaki makasın açıldığı kapitalist bir dünyadayız. Bu konuda Netflixte yayınlanan eski ABD Çalışma Bakanı Robert Reich'in Kapitalizmi Kurtarmak adlı belgeseli izlenebilir. Neredeyse her ülke için standartlaşmış ekonomik kural ve güç ağları tüm ayrıntılarıyla gözler önüne seriliyor. Sorunlar çözülmedikçe sorun yaşayan coğrafyalardaki yaşam standartları tedricen adaletsizliklerden nasibini alacak, yaşanan sorunların bir parçası olmaları kaçınılmaz olacaktır. Çözüm odaklı politikalar, adalet, eşitlik, vicdan gibi kavramlar dünyada karşılık bulmadıkça sorunlar kısa vadeli çözümleri aşamayacaktır. Güç savaşlarının yaşam gibi kutsal bir hakka zararı her geçen gün artmaktadır. 21. yüzyıla taşınan kronikleşmiş sorunların çözümü daha akılcı ve tarafsız bir bakış açısıyla çözülebilir. Zor bir süreç ama çözülebilir sorunlardır.  Yoksa daha karanlık ve istikrarsız bir dünyayı bizi bekliyor olabilir…
 

[email protected]

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Haz

ÇÖZÜLEMEYEN KÜRESEL SORUNLAR

02Haz

NUFÜS KRİZİNİN NERESİNDEYİZ?

27May

SIRADAN BİR BAKIŞ AÇISI

19Nis

KÜTÜPHANEM DAĞILIRKEN

28Şub