Geçmişin Gelecekle İmtihanı - Recep ÖREK

Geçmişin Gelecekle İmtihanı


Gelecek, çok kapsamlı bir süreci ifade eder. Sınırları tarafımızdan belirlense de büyük sürprizlere açıktır. Geçmişin sınırları ise bellidir ve olup bitenler bir hikâyeye çoktan dönüşmüştür. Oysa geleceğin farklı bir yapısı vardır. İdeallerimiz, hedeflerimiz ve zaman yönetimi gibi ileriye yönelik tasarruflarımız hep gelecek zemini üzerine kurgulanır. Çünkü geleceğin geçmişten bir üstünlüğü ve yaşanmamış gizemsel bir yanı vardır. Onu hep kristal bir kâsede tutmaya çalışırız. Çünkü gelecek bir planlamadır, bir zaman akışıdır, bir umuttur ve zihnimizdeki yeri düzlüklerle doludur. Hikâyelerimizin başlangıç serüveni hep gelecek mottosu üzerine inşa edilir. Yarına dair mesnetli-mesnetsiz hikâyelere ev sahipliği yapar. 
   
Geleceği kurgularken geçmişin referanslarına sık sık başvururuz. Bunun kolaylaştırıcı bir yanı vardır çünkü. Tarihsel süreçte insanlar yüzünü daha çok geleceğe çevirmelerine rağmen geçmişe de belli oranda alan açmışlardır. Geçmişin birikiminden hep yararlanılmıştır. Mutlu, verimli ve sağlıklı bir gelecek ancak böyle inşa edilir diye düşünülmüş.  Çünkü yarının dünyasında geçmişin deneyimi, bilgi birikimi hep olmuştur. Bu doğal bir durumdur ve her devirde geleceğe yönelik perspektifler böyle inşa edilmiş. Ancak günümüzde geçmiş ve geleceğin sınırları belirsizleşmiş ve gelecek daha özerk hale gelmiştir. Bunun birçok nedeni var. Bence en önemli nedenlerinden biri gelişmelerin son çeyrek yüzyılda hızlanarak kendi momentumunu fazlasıyla oluşturmasıdır. Bu konumlama geçmişin birikimlerini tersyüz etmiş, yeni ve farklı bir süreç başlamıştır. Süreci bu şekilde yöneten küresel oyuncular, dünyanın önemli bir parçası olmayı başarmışlardır! Geleneksel davranış kalıpları geometrik bir değişim geçirmiş ve kuşaklar arasındaki ilişki ağları olabildiğince farklılaşmıştır. Artık toplumların geleceğe dair stratejileri mevcut durum üzerinden şekillenmektedir.

Kuşak çatışması ve  ilişkilerdeki fay derinlikleri her dönemde olmuştur. Ancak günümüzdeki kadar hiçbir zaman farklılaşmamıştı. Geçişler daha esnek ve zamana yayılmıştır. Bu kadar sert ve asimetrik bir kuşak çatışması olmamıştı. Bunun en uç noktalarını yaşamaktayız. Geçmişe özlem ise  her zaman olmuştur ve daha çok insan ilişkilerine odaklıdır.  Bunun en güzel örneğini ünlü Rus hikâyeci Anton Çehov 1892’de yazdığı Altıncı Koğuşu adlı eserinde bulmak mümkün. “Ah! Şimdiki nesilden akıl mı beklenir!-diye söylenirdi. Ve önceleri nasıl sağlıklı, neşe dolu, ilgi çekici bir yaşam sürdüklerini, Rusya'da ne kadar zeki bir aydın sınıfının bulunduğunu ve bu sınıfın dürüstlük ve dostluk kavramlarına ne büyük değer verdiğini anlatmaya koyulurdu. O zamanlar senetsiz borç para verilir, darda olan bir dosta yardım eli uzatmamak ayıp sayılırmış. Ne seferler, ne maceralar, ne çatışmalar yaşanırmış; ne arkadaşlar, ne kadınlar varmış. Hele Kafkasya... Ne muazzam bir ülkeymiş! “

Günümüzde bu değişimin artık başka bir yerindeyiz. Neredeyse birbiriyle kıyaslanacak iki zaman dilimi bile yok. Aradaki mesafe o kadar açılmış ki karşılaştırılacak değişkenler birbirini karşılamıyor. Siyah ve beyaz kadar net ve ayrıksı.  Örneğin otuz yaşlarındaki bir ebeveyn on yaşındaki çocuğuna cep telefonsuz bir hayatı anlatmakta zorluk çekiyor. O yaşlardaki çocuk böyle bir hayatın nasıl olduğunu tahayyül edemiyor. Çünkü değişim o kadar hızlı yaşanıyor ki nesiller arası makas olabildiğince açılmış ve daha da açılacağa benziyor. Teknoloji ve zamanın ruhu insanların yerleşik yaşam kalıplarını öylesine değiştirmiş ki bazen üç yıllık bir zaman dilimi on beş yıla tekabül edebiliyor. Nerede duracak, nasıl evrilecek, insanlar arasındaki ilişkiler nasıl dengelenecek kestirmek çok zor. Böyle giderse birçok konuda radikal paradigma değişikliklerine  maruz kalacağız. Yapay zekâyı birileri durdurmak zorunda! Yoksa daha nice meçhul yarınlar bizi bekliyor…!
 

[email protected]

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Oca

Geçmişin Gelecekle İmtihanı

22Kas
03Ekm

Sanatın Büyülü Dünyası

22Ağs
10Ağs