KALDIĞIMIZ YERDEN - Recep ÖREK

KALDIĞIMIZ YERDEN


Bir düşün izdüşümü olarak hayatımızı planlamıştık. Küçük sekmelere alan tanıyarak her şeyin makul vadede gerçekleşeceğini tasavvur edip gündelik hayatın basamaklarından usulca çıkıp iniyorduk. Kendimize kısa, orta ve uzun hedefler koymuştuk. Hayatı tasarruflu kullanmayı zamanla ilişkilendirip yarınlar için sermaye biriktirmeyi; büyüklerimizden, okuduğumuz kitaplardan, medyadan, hatta sosyal ağlardan öğrenmiştik. Böylece hayata dair birçok sufleyi kullanarak hayatımıza yön veriyorduk.  Gelecek nasıl tasarlanır sorusuna, bir zamanlar moda olan kişisel gelişim kitaplarının pasajlarında saklanan cümleleri cımbızlayıp yaşam mottosuna dönüştürmüştük. Her krizin, her sorunun profesyonel çözüm aparatlarına sahiptik. Hayat çok kolaylaşmıştı. Maddi sorunların, psikolojinin, sağlığın, kısacası her sorunun çözüm setleri “bir tuş” uzağımızdaydı. Sorunların çözüm yolları o kadar önümüze serilmişti ki her çözüme bir sorun bulma fantezisine bile düşmüştük. Hep böyle gidecek diye düşünüyorduk. Bir bakıma hep öyle gitmeye mahkûm etmiştik hayatı. Nerede bir sorunla karşılaşsak ufuktan bir çözüm ortağı belirliyordu. Biz çözeriz siz yeter ki ayarlarla oynamayın mealinde dev çözüm platformlarının uygulamalarına üyeydik.  Profesyonelce sorunları çözme artık herkes için çok kolaydı. Düz bir yolda isteğimiz gibi hızımızı artırıp azaltabiliyorduk. Kontrol bizdeydi. Kısacası her şey elimizin altında idi. Ta ki üç çatallı yol kavşağına gelinceye kadar…
         
Yol ayrımındaki karar mekanizmaları bizi bilinmeyen yollara saptırdı. Arkamızda koskoca bir geçmişi bırakma düşüncesi aklımızdan bile geçmedi. Bir yerlere gidiyorduk, meçhul ile makul arasındaki çizgi ise iyice belirsizleşmişti. Kat edilen her kilometre hanemize gelecek adına umut yazıyordu sanki. Duygularımızın enkazı ile evlerimizin enkazı kıyaslanmaz olmuştu. “Canımız sağ ya” deyip kendimizi rahatlatıyorduk! Ancak her şey bu kadar basit değildi. Bundan sonrası bir ana mahkûm olmuş ve her şey sarpa sarmıştı. Alışılagelmiş karar mekanizmaları kontrolü kaybetmişti. Tercihler ve pilota bağlanan düşünme bataryaları hiçbir işe yaramıyordu. Geçmiş, geleceğe yön verebilmenin hiçbir ekipmanına sahip değildi artık. Sıfır bir başlangıçla yola devam etmenin zorlukları herkesi farklı yöntemlere başvurmaya yöneltti. Alışılagelmiş modern yaşam paradigmaları yerini basit düşünme kurallarına bıraktı. Eşitlenmiş bir yaşam tarzı herkesi gelecek için derin düşüncelere sevk etmiş, umut kavramına birlikte sığınan kader ortakları olmuştuk.
      
Sessiz gecelerin en sessiz anında aynı şeyleri düşünme telaşına düşmüştük. Soğuk bir çadırda ya da konteynırda hatalarımızın muhasebesini yapmadan binalarımızın dönüşen hasar derecelerini kendimize dert edip bir şeyleri kotarmanın hesapları içerisindeydik. Birilerine hesap sorma kararlığımız, sıra bizim binalara gelince doğruluk, dürüstlük, hak-hukuk  kavramları buharlaşıp gidiyordu.  Hepimiz adalet terazinde aynı yanlış kefede yer almayı başarmıştık!
Kimin ne kadar fedakâr, yardımsever, bencil ya da diğerkâm olduğu bedava dağıtılan yiyecek içecek kuyruklarında bir insanlık testine dönüşmüştü. Şehrin amorf sokaklarında gezerken nedenlere, niçinlere odaklanmayı, çözüm yollarındaki kavşaklardan çıkmanın bir faydası olmadığını biliyor muyduk, emin değilim. 6 Şubat gecesinin psikolojik enkazı, maddi enkazın tahribatını bastırsa da alışkanlıklarımızı değiştirmeye yetmemişti. Düşlerimizdeki hayata dair her şey başlangıç moduna geri dönüyordu. Alışkanlıklarımız değişmemiş, üstüne bir şeyler eklemeyi de becermiştik.  Eski alışkanlıklarımızı devam etme kararlığımız kaldığımız yerden yeniden başlıyordu! Hem de firesizce…


 

[email protected]

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Şub
21Şub

5 Milyon Kişi Neden Yalnız?

02Şub

Bir Gecede Kaybedilen Yarınlar

10Ara

PISA Neden Önemli?

22Ekm